Tasavvuf Nedir Ne Demektir?

Tasavvuf Nedir?

İslâm Tasavvufu insanın eğitilmesini, İslâmî, İnsanî ve sair cihetlerden olgunlaşmasını hedeflemiştir. Tasavvufun bu işe hizmet eden kurumlarına tarikat (yollar) denmektedir. Bir tarikatagiren insanın o yolda geçireceği merhalelere seyrü sülük, bu yol üzere olana sâlik, bu yolda maksadına ulaşıp kemâle erene insanı kâmil ve irfan sahibi anlamında ârif kişi gibi isim ve sıfatlar verilmiştir. Bu insanın rabbine yaklaşma­sını sağlayan bir usul ve hâldir, insan, bedeni ile fâni bir varlık olduğuna göre bir gün ölüp gidecektir. Ama ölmeyecek olan ruhunu bedende ve dünya mahpesinde iyi eğitirse yüceltmiş olur. Bu durumda fâni dünyayı iyi değerlendirmek ve kul­dan istenenleri tam olarak karşılamak varlığımızın sebebidir. Tasavvuf yolu (seyr ü sülük) sonuna kadar gidilince insanın dünyevî ve hayvani zaaflarından ayrılmasını ve Rabbine yak­laşmasını sağlar. Bu yolda kendini bir dervişe ve onun ira­desine tam bir teslimiyet hâli ile verene de mürid denmiştir. Mürid bu yolda önce dervişine sonra Rabbine bağlanır ve dünyayı ondan sonra sûfîce değerlendirir. Dünya ve dünyalık değerler sûfilerce mâsivâ diye adlandırılmışlardır. Tasavvuf­ta amaç mâsivâyı terk etmektir. Mâsivâ veya sivâ terk edildi­ği ölçüde sâlik Allah’a kavuşur. Bunu başardığınız ölçüde ol­gunlaşırsınız, ölümlü (fâni) varlığınızdan kopar ebedi (bâki) olan rabbınize yaklaşırsınız.

Hallâc-ı Mansûr’dan Muhiddin Ibn Arabî’ye kadar büyük sûfîler, varlığın tek (Vahdet-i Vücud) olduğunu, bu fenâ’dan (yokluk) bekâ (ebedi varlık) âlemine geçişle gerçek varlığa ulaşılacağını düşünmüşlerdir. Hınd ve Avrupa mistik düşün­cesinde de benzeri olan bu anlayış İbn Arabi tarafından ge­liştirilmiştir. Ancak ondan sonra bu ağır mesele bir teozofiye dönüştürülüp dondurulmuştur. Mevlana İbn Arabi’nin o yük­sek felsefi ve tasavvufi yorumunu basite irca ederek halkın anlayacağı seviyeye getirmiştir.

Bu anlayışa göre görünüşte ayrılık olsa da aslında varlıkta birlik (vahdet-ı vücûd) esastır, iman-küfür, hayır-şer gibi ay­rımlar bize göredir. Allaha nisbetle hepsi birdir, birbirinden ayrılmaz. Kötülük olmadan kötülüğü fark edemeyiz. Küfür  olmadan din olmaz, çünkü din küfrü bırakmaktır. Mevlana’ya göre ikilikten kurtuluş kulun kendi izafi varlığından geçme­siyle gerçekleşir. Allah katında iki “ben” söz konusu olamaz. Kul “ben” diyor. Hakk da “ben” diyor. Bu ikiliği bitirmek için “ben’lerin biri ölmeli. Hakk’ın ölmesi mümkün olamayaca­ğına göre, kul ölmelidir, işte tasavvufta sıkça bahsi geçen “ölmeden önce ölmek” budur. ikiliği bitirmek ve tek vücutta bir olmak. Bunu başaran kul Mevlana’ya göre benliğinden sıyrılır ve gerçek anlamda irade hürriyetine kavuşur. Fer­diyetten kurtulup mutlak varlığa kavuşan kimsenin iradesi tıpkı varlığı gibi Allah’ta fâni olmuştur. Onun irade ve ihtiyarı Allahın irade ve ihtiyarıdır yani Vahdet-i Vücud varlığın bir­liğidir. Fena (yok olmak), beka (var olmak) tasavvuf! terim olarak fena-billah ve beka-billah olarak da kullanılmaktadır. Kötü huy ve davranışlardan fâni, ilimle bakiletten fâni zikirle bâki olmak; Allah dışında bir varlığa hürmette fâni, Allah’ı tazimde bâki olmak. Bu yolla fenadan beka âle­mine geçmek, mâsivâya kapılma tehlikesi içinde bulunduğumuz bu denî âlemde ulvi­yete yükselmektir. Allah’a gerçekten kavuşmak bu yolla olur ki, bu hâle eren kişi ölmeden nefsini öldürdüğü için sonunda gerçek ölümden korkmaz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel