Ömer Seyfettinin Hayatı Eserleri ve Edebi Kişiliği

Ömer Seyfettin Resimleri

Ömer Seyfettin Kimdir?, Ömer Seyfettin Hakkında Bilgi, Ömer Seyfettin Biyografi, Ömer Seyfettinin Hayatı, Ömer Seyfettinin Eserleri, Ömer Seyfettinin Hayatı ve Eserleri, Ömer Seyfettinin Kısaca Hayatı, Ömer Seyfettin Hakkında Kısa Bilgi, Ömer Seyfettin Kısa Bilgi, Ömer Seyfettin Şiirleri Kısa, Ömer Seyfettinin Şiirlerinde Kullandığı Uslüb, Ömer Seyfettin Resimleri, Ömer Seyfettinin Edebi Kişiliği…

ÖMER SEYFETTİN’İN HAYATI ESERLERİ VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

HAYATI
Türk edebiyatının önemli hikayecilerinden Ömer Seyfettin, 1884 yılında Gönen’de doğdu. Babası Ömer Şevki Bey, annesi ise Fatma Hanım’dı. Eğitimine mahalle mektebinde başladı. Ardından Mekteb-i Osmani’ye kaydolan Ömer Seyfettin, eğitimine Askeri Baytar Rüştiyesi’nde devam etti. 1896’da mezun olduktan sonra Edirne Asker idadisi’ne girdi ve 1900’de mezun oldu. 1903 yılında ise Mekteb-i Harbiye-i Şahane’den Piyade Asteğmen olarak mezun oldu.

1911 yılında Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp ile birlikte “Genç Kalemler” dergisini çıkardı. Dergide yayınlanan “Yeni Lisan” isimli ilk yazısı, Milli Edebiyat’ın başlangıç noktasını oluşturur.

Bir süre orduda görev yapan Ömer Seyfettin, daha sonra kendini büsbütün yazı hayatına verebilmek için tazminat verip ordudan ayrıldı. [1] Fakat Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine tekrar askere çağrıldı. Yanya Kalesi’nde esir düştü. Bir yıllık tutsaklığın ardından İstanbul’da döndü.

“Türk Sözü” adlı derginin başyazarlığını yapan Ömer Seyfettin, 1914’te de Kabataş Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı. 6 Mart 1920’de vefat etti.

Ömer Seyfettin’in edebiyata en büyük hizmetleri; edebiyatı şairanelikten kurtarmak, okura arı Türkçe’nin tadını hatırlatmak, İstanbul’dan dışarı çıkamayan gözlemciliği yurt düzeyine, Balkan yörelerine doğru genişletmektir. [1]

[1] Haldun Taner, Milliyet gazetesi, 04.03.1984

ÖMER SEYFETTİN’İN ESERLERİ

Ömer Seyfettinin Şiirleri

Ömer Seyfettin’in Şiirleri (1972, Fevziye Abdullah Tansel derlemesi)

Ömer Seyfetinin Romanları

Ashâb-ı Kehfimiz (1918)

Efruz Bey (1919)

Yalnız Efe (1919, 1988)

Ömer Seyfettinin Öyküleri

Harem (1918)

Yüksek Ökçeler (1922, 1988)

Gizli Mabed (1923, 1988)

Beyaz Lale (1938)

Asilzâdeler (1938)

İlk Düşen Ak (1938, 1980)

Mahçupluk İmtihanı (1938, 1982 bir oyun da içerir)

Dalga (1943, 1952)

Nokta (1956)

Tarih Ezelî Bir Tekerrürdür (1958)

Ömer Seyfettinin İncelemeleri

Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset (1912)

Yarınki Turan Devleti (1914)

Türklük Mefkuresi (1914)

ÖMER SEYFETTİN’İN EDEBİ KİŞİLİĞİ

Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerinden olan Ömer Seyfettin, Yeni Lisan davasını ortaya atıp savunan ve ona tam bir bağlılıkla ilk başarılı örneklerini veren sanatçıdır. Ömer Seyfettin Türk edebiyatında hikâyeciliği bir meslek haline getiren yazardır. Tanzimat döneminde edebiyatımıza giren küçük hikâye onunla başlı başına bir tür halini almıştır. Konularını çoğunlukla gerçek hayattan aldığı hikâyeleri ile toplumda milli bilinci uyandırmaya çalışmıştır. Beyaz Lale, Bomba, Hürriyet Bayrakları, Ashab-ı Kehfimiz, Bahar ve Kelebekler, Kızıl Elma Neresi? bu amaca; uygun hikâyelerdir. Tarihi kahramanlık olaylarını işlediği hikâyelerinde ulusta kendine güven duygusu uyandırmaya çalışmıştır. “Vire, Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Forsa, Topuz”, bu türden hikâyeleridir. Toplumun aksayan yönlerini mizah yoluyla eleştirmiştir. O, Batılılaşma özentisi içindeki tiplere karşıdır. “Yüksek Ökçeler, Koç, Külah, Nasıl Kurtarmış, Çakmak” gibi hikâyeleri mizahla ilgilidir. Ömer Seyfettin hikâyelerinin konularını günlük yaşamdan, anılardan ve tarihteki kahramanlık örneklerinden almıştır. Yazarın dili yalın ve anlaşılırdır. Hikâyeleri gücünü, anlattığı çekici olaylardan alır; hikâyeler çoğu zaman beklenmedik biçimde sona erer. Hikâyelerinde gözlem önemlidir, realizmin etkisi görülür. Yazar, karakter bulmada oldukça başarılıdır. Ancak hikâyelerinde psikolojik açıdan bir derinlik yoktur. “Efruz Bey”, yazarın roman türündeki eseridir.[4]

O yıllarda Osmanlıcılık, Batıcılık, Türkçülük gibi akımlar tartışılıyordu.Ulusçu, halka doğru yönelişler ağırlık kazanılıyordu. buna koşut olarak edebiyatta da ulusal kaynaklara da dönme düşüncesi yaygınlaşmaya başladı.Tanzimat’tan beri süregelen dilde sadeleşme bu düşünce ile benimsendi.İşte Ömer Seyfettin makaleleriyle halkın anlayacağı bir dilden yazmayı savunurken öykülerinde örnekler verdi.Bu yıllarda Ömer Seyfettin’in etkilendiği ve beslendiği kaynaklara eğildiğimizde Ziya Gökalp’in yanında; İzmir yıllarında Baha Tevfik, Mehmet Necip, Yakup Kadri, Şehabettin Süleyman gibi yazarlarla ilişki kurmasının düşün dünyasını zenginleştirdiğini görmekteyiz .Fransız Edebiyatını yakından izlemiş, Maupassant, Emil Zola’dan etkilenmiştir. 1909-1913’te Makedonya’da Balkanlar’daki ulusal kurtuluş mücadelesini yakından görmesi onun ulusal bilince ulaşma düşüncesini oluşturmuştur.Bu yıllarda, Türkçülük anlayışını destekleyen öyküler yazmıştır. 1917-1920 yıllarında yazdığı öykülerde toplumsal eleştiri ve tartışma vardır.Son dönem öykülerinde ise gülmeceye ağırlık verdi.Ömer Seyfettin öykülerinde “betimleme, ruhsal çözümlemeler”in yerini “olay”lar alır.Öykülerini kişi-çevre-olay üzerine kurmuştur.Serim-düğüm-sonuç bölümlemesine göre geliştirir. Folklordan ve halk edebiyatından yararlanır.”Çok sayıda öykülerinin yanında üçde roman yazmıştır.Edebiyatımızda öykü geleneğinin oluşmasının temel taşlarından olan Ömer Seyfettin savaş sonrası yıllarında umutsuzluk ve karamsarlık içinde yaşayan insanlara iyimserlik aşıladı, umut verdi.[5]

Yazılarında, yalın, halkın konuştuğu ve anladığı bir dil kullanmak gerektiğini savundu. Türkçe’nin kendi kurallarına uygun yazılmasını, Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmasını istedi. Milli Edebiyat akımının öncülüğünü Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem’le birlikte sürdürdü. 1. Dünya Savaşı yıllarında “Yeni Mecmua”da yayınlanan öyküleriyle ününü iyice yaygınlaştırdı. Öykülerini kişisel deneyimlerine, tarihsel olaylara ve halk geleneklerine dayandırdı. Günlük konuşma dilini kullanması, öykülerine canlı ve etkileyici bir özellik verdi. Çok değişik konular işledi. Bunları anlatırken yergiye, polemiğe, komik durumlara ve toplumsal yorumlara da yer verdi. Sağlık durumu bozulup ölümünden sonra 1926’da öykülerini önce Ali Canip Yöntem derledi. Ardından Ahmet Halit Kitabevi 1936’da bir derleme yaptı. 1950’den sonra Şerif Hulusi, öykülerini yeniden gözden geçirip 10 cilt halinde yayınladı. Rafet Zaimler Yayınevi 1962’de 30 öykü daha ekleyerek 11 ciltlik bir külliyat halinde yayınladı. Son olarak Bilgi Yayınevi, “Bütün Eserleri” adıyla tüm öykülerini 16 kitapta topladı. Kahramanlar, Bomba, Yüksek Ökçeler, Yüzakı, Yalnız Efe, Falaka, Aşk Dalgası, Beyaz Lale, Gizli Mabet bu dizideki öykü kitaplarından bir bölümü. İnceleme kitaplarında “Tarhan”, “Ayın Sin” rumuzlarını kullandı.[2]

Ömer Seyfettin, Türk hikâyeciliğinin usta kalemi ve ünlü simalarından biridir. Ömer Seyfettin hayatını ve sanatını milliyetçilik idealinin gerçekleşmesi için çalışmaya adamıştır. Dilde sadeleşme yolunda inançla yürümüş ve önemli mesafeler almıştır.

Ömer Seyfettin, Türk edebiyatında dilde başlattığı sadeleştirme hareketi ve hikâyeciliği ile tanınır. Kullanılan sade Türkçe’nin edebiyat lisanımıza girmesi için çaba sarf eden ve bunda başarılı olan bir sanatçıdır. “Genç Kalemler” dergisinde yayınladığı “Yeni Lisan” isimli makalesi o günlerde büyük yankı yaptı ve çığır açtı. İlgiyle karşılanan bu makalede Ömer Seyfettin, Türk edebiyatının her yönü ile Türk’e dönük olmasını, saf ve sade Türkçe kullanılmasını savunuyordu. Kendi yazdığı hikâyelerde de bu görüşünü başarı ile uygulamış ve eserleri günümüzde hâla okunmakta ve sadeleştirmeye gerek duyulmadan anlaşılmaktadır.

Akıcı ve ilgi çekici bir üslubu vardır. Çok kuvvetli anlatış gücü ile gereksiz uzatmalar ve süslü anlatımlardan uzak, sade bir anlatımla konulara yaklaşmış ve hikâyelerini beklenmeyen sonuçlara bağlamıştır. Hikâyelerinde okuyuculara iyilik, doğrulu ve ahlakî üstünlük vasıflarını taşıyan ibret dersleri vermeye çalışmıştır.

Ömer Seyfettin şiirde yazardı. Önceleri aruz vezniyle yazarken son zamanlarında hece vezniyle de yazmıştır. Yalnız, edebi kişiliğini asıl ortaya koyan eserleri hikayeleridir. “Foya” ve “Sultanlığın Sonu” adlarında iki romana başlamışsa da ölünce bunlar yarıda kalmıştır. Bu arada “Tanin” ve “Vakit” gazetelerinde yayınlanmış birçok makalesi de vardır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel