Namaz Kılmanın İnsanlar İçin Önemi

Namaz Kılmanın Önemi

Namaz, Allah’a kulluk etmenin en güzel, en yoğun, en somut şekilde ifade edilişidir. Günde beş defa hayatın içine sıkı bir şekilde nüfuz eder ve niçin bu dünyada yaşıyor olduğumuzu hatırlatır; bize Rabbimizin sayısız nimetlerine şükrü­müzü eda edebilme imkânı verir.

Allah’ın huzurunda bulunmak, huzurda bulu­nuşun bilincine varmak, Onunla iletişimde olmak, Onun karşısında kendi durumunu değerlendirmek, kendi yaşayışının hesabını vermek… İşte bu bilinçle ifa edilmeye çalışılan namaz, insanı her türlü kötülükten alıkoyma gücüne sahiptir.

Namazın kötülüklerden alıkoyma özelliğini orta­ya koyan ayet-i kerime, bu ibadetin eğitsel gücünü de vurgular. Namaz kılanlar, kapılarının önünde akan bir nehirde günde beş defa yıkanıyor gibidirler. Günde beş vakit Allah’ın huzuruna çıkan insan, Onu ve ahiet gününü yoğun bir şekilde hatırlayarak düşünce ve davranışlarını istikamet üzerinde tutmaya gayret eder. Böylece namaz, fiziki ve ruhi bir arınma sağlar.

Müslümanlar şeytana ya da nefislerine uyup da kötü bir iş yapmaya kalkışsalar bile, tövbe kapısı ken­dilerine açıktır. Namazda nefislerini muhasebeye çe­ker, yanlış yola yönelmiş olmanın pişmanlığını yaşar ve hatalarını düzeltme imkânına sahip olabilirler. Kü­çük günahlar vakit namazlarını kılmakla affolunabilir.

İnsanı, nefsinin hevâsına boyun eğmekten koruma­sı, namazın önemli vasıflarından biridir. Bu bir iç disip­lin kazanma olayıdır. Eğitimde disiplin çok önemlidir. Namaz kılarak biz; Allah’a itaat ederiz, irademizi güç­lendiririz, sabra alışırız, kurallara uymayı öğreniriz.

Bir insan, her istediğini yapabilecek güce sahip olarak, başıboş bir şekilde ortalığa bırakıldığı zaman, 

bakımsız bir tarlayı yabani otların sarması misali, kolayca insanlık çizgilerinin dışına çıkabilmektedir. İnsanda bulunan nefis gücü “her türlü süfli arzunun peşinde koşar. Bunların hemen gerçekleşmesini ister. Ertelenmekten hoşlanmaz, denetlenmek istemez.” Ki­şinin nefsi mesela komşu bahçedeki elmayı çalmak isteyebilir. Ancak bu davranışına karşıdan bir otorite uygulanırsa, kişi kendi yaptığını sorgulamaya başlar ve bu yolla nefsi terbiye edilmiş olur.

“Biz çocukları disiplinli bir şekilde yetiştirmeyi amaçlarız. Bu amacın arkasında yatan temel hedef ise onların kendi kendilerini ayarlayabilen, yönetebilen kişiler olmasını sağlamaktır.” Nefsanî gücün kontrol­süz yönünü dizginlemek ve nefsin insana enerji sağla­yan boyutunu iyi işler yapmaya yönlendirmek gerekir.

“İnsanın yeri geldiği zaman, bazı arzularına mu­halefet etmesi gerektiğini bilmesi ve buna göre dav­ranması, onun akıllı bir kişi olduğunun göstergesidir. Akıl ve nefis birbirlerinin karşısında yer alan iki güç­tür. İnsanın iradesinin güçlenmesi de nefse hâkim ol­manın bir başka yoludur. Akıl ve irade ele ele vererek, nefsin bizi kendisine köle yapmasına karşı koyarlar.” 

İbadetler, insanın yaratıcısına duyduğu saygı nede­niyle Ona itaat etmesi ve bazı zevklerinden vazgeç­mesi olarak tanımlanabilir. Bütün ibadetlerde kulu eğitme fonksiyonu vardır ama özellikle orucun ve na­mazın kişiye güçlü bir şekilde sabrı öğrettiği ve irade eğitimi kazandırdığı gözlemlenebilir.

Namaza duran kimse, namazın erkânından başka bir harekette bulunamaz. Bövlece serbestliğe alışmış olan nefsin her isteği yapılmamış olur. Kişi kendisini bir disiplin içine sokar. Bu durumu alışkanlık hâline getirmenin, kişinin hayatına pek çok olumlu katkısı olacaktır. Kişinin kendini aşması, nefsinin onu kötüye yönlendiren tabiatının önüne geçip, iyilik yapmanın ruhuna kazandırdığı dayanılmaz zevki yaşaması, na­mazla ve benzeri ibadetlerle mümkün olmaktadır.

Namazın insanı disipline etme özelliği yanında ona bir sığınak oluşturma ve kendini güvende hissetmesini sağlama özelliği de vardır. “İnsan yaratıcısıyla etkileşi­me girmediği zaman ve beyin bölgesi bunu hissetmedi­ği takdirde, kişi kendisini yalnız hisseder.” Yaşama ga­yesi güdük kalan bu insan, kapasitesini geliştirememiş bir birey olarak hayat sürmeye mahkûm olur.

Modern insanı en fazla mağdur eden konulardan biri de belirsizlik duygusudur. Birçok teknolojik geliş­menin içinde boğulan çağımız insanı, yolunu şaşırmış bir yolcu gibidir. “Acı veren bir güçsüzlük duygusu, oradan oraya atılmışlık fikri ve anlamı olmayan bir boşluk.” Bu durumda insan dinin kendisine kazandı­racağı hayata anlam yükleme fonksiyonuna gerçekten büyük bir ihtiyaç duyar. “Yaratıcı ile kurulacak, do­laysız ve kendiliğinden oluşan bir dinî tecrübe” ruhi gelişimin temel unsurudur.

İnsanın beyninde, kişinin bireyselliğinin evrenle bü­tünleştiğini hissettiği, zihnindeki soruları giderdiği, arzu­larının ve ihtiyaçlarının karşılandığını hissettiği an aktif hâle gelen, mutlulukla ilgili bir alan mevcuttur. Tanrı mer­kezi denilen bu alanda mutluluğun uyanması için, kişinin bunları bir ihtiyaç olarak hissetmesi gerekmektedir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel