img

Minyatür Nedir

/
/
/
59 Views

Minyatür Sanatı Nedir?

Türk sanatı deyince akla ilk ge­len kadim sanat türlerimizde biri olan ve bir bakıma bize bizi anlatan, aynı zamanda Osmanlı saray kültürü hakkında da bilgi veren ”minyatür” sanatından bahsetmek istiyorum sizlere. Bu ya­zımda en doğru bilgiyi verebilmek adına, minyatür sanatçısı olan bir arkadaşımdan yardım, aldım çünkü minyatür benim uzmanlık alanım değil…

Minyatürü genel anlamda tanımlamak gerekirse; yazma eserlerde anlatılan olayları görsel­leştirmek üzere yapılan kitap resim sanatıdır. Aslında bir manada fotoğrafik bir işleve sahip olan minyatür bu yönüyle de döneminin belgesi olması özelliğini de taşır. Bu resim anlayışında figürler nakkaş tarafından anatomik bir oran kaygısı gü­dülmeden stilize edilerek resme­dilmekte olup minyatür içerisinde yer alan figürlerin büyüklükleri pers­pektif kurallarıyla değil bu figürün minyatürün içerisindeki önemi ile hiyerarşik üstünlüğü göz önünde bulundurularak belirlenir.minyatur

Örneğin padişah figürü hiyerarşik üstünlüğüne binaen minyatürlerde her daim diğer figürlerden daha bü­yük olarak resmedilir. Avrupa tarzın­da bir perspektifin olmaması, ışık ve gölgenin ihmal edilmesi, üç boyutlu bir resim olmaktan çıkararak iki bo­yutlu sathi bir resme dönüştürür. Üç boyuttan uzak bu iki boyutlu resim anlayışı, minyatürü gerçek olan ile gerçek olmayan arasındaki bir ze­mine oturtur. Teşbih ve tenzihi ayn anda bünyesinde barındıran bu sa­natı adeta berzah âlemine ait kılar ki bu tam da İbnü’l-Arabi‘nin aynı anda hem teşbih hem de tenzihi içeren, hem O, hem de O olmayan Vahdet-i Vücud anlayışının sanat üze­rindeki yansıması gibidir. Zira min­yatürler hem bu âleme ait hem de değillerdir. Hem gerçekçi ve aslında hem de değillerdir.

Minyatürlü yazmaların Osmanlıdaki en erken örneğine 15. yüzyılda rast­lanır. Bilinen ilkminyatur1 minyatürlü Osman­lı el yazması, 1416 yılına ait olup, II. Murad’ın şehzadeliği zamanında Amasya‘da yapılmıştır. Bu eser Tâcüddin ibrâhim b. Hızır Ahmedî‘nın, Mekodonyalı Büyük İskender’in İs­lâm kültüründe benimsenmiş ya­şam öyküsünü ve bu öykü içerisine yedirilmiş tarih, coğrafya ve gök bi­limi gibi konuları içeren iskendernâme adlı eserinin bir nüshasıdır. Sanatı devlet işinin bir parçası olarak gören Osmanlılar, sanatın hamiliği­ni yapan Fatih döneminde, devlet teşkilatı içerisinde Ehl-i Hiref adında sanatkârlar örgütünü oluşturarak minyatür sanatının ivmelenmesini sağlamışlardır. Bu dönemde Fatih’in Doğu ve Batı’dan gelen sanatçıları saray çatısı altında bir araya topla­ması, hem Batı hem de Doğu resim anlayışının bir arada harmanlandığı yepyeni bir minyatür anlayışının or­taya çıkmasını sağlamıştır. Bunun sonucunda Doğu resminin çizgiselliği, Batı resmindeki ışık ve gölge teknikleri ile bir araya getirilmiştir. Nitekim bu döneme ait nakkaş Si­nan Beye atfedilen Fatih portresi, döneminin bahsettiğimiz özellikleri­ni son derece güzel bir şekilde yan­sıtan en önemli örneklerden biridir. Klasik üslubun oluştuğu 16. yüzyıl­da bu sanatın en gelişmiş örnek­leri verilmiş, çok sayıda minyatürlü eserler üretilmiştir. Nitekim bu dö­nemde şehnameci Seyyid Lokman ve Nakkaş Osman birlikteliği bahsi geçen bu klasik üslubun oluşmasın­da önemli rol oynamıştır. 18. Yüzyıl­da Lale devri ile birlikte her alanda olduğu gibi sanat alanında da Avru­pa’nın tesiri en üst noktaya varmış, minyatür sanatında hem konu hem de teknik itibari ile büyük kı­rılmalar yaşanmıştır. Bu dönemde minyatürlerde ışık ve gölge kulla­nılmaya başlanmış, daha önce minyatürün bir köşesinde ihtiya­ca binaen küçük bir figür olarak yer alan kadın figürleri Levnî ve Abdullah Buhari ile birlikte min­yatürlerde tek başlarına ve hatta kimi zaman dekolte denilebilecek kıyafetler içerisinde resmedilmişler­dir.minyatur-resimleri

Osmanlı döneminde kitap sayfaları arasında var olan minyatür sanatı, günümüzde duvarlara asılan birer levhalara dönüşmüşlerdir. Bu dönü­şüm minyatürün işlevini de değişti­rerek onları metine bağlı, metini pe­kiştiren fotoğrafik bir öğe olmaktan çok uzaklaştırmıştı.

Doğal kök boyalarla boyanan Os­manlı minyatürlerinde, boyalar kâ­ğıda sabitlenebilmesi için yumurta sarısı ile karıştırılarak kullanılırlardı. Üzerine çalışma yapılacak olan ka­ğıtlar ise, doğal kök boyalan dışında çeşitli akrilik ve gıda boyalarıyla da boyanmaya başlanmıştır. Gelenek­sel metodlarla yapılan minyatürlerin dayanıklılığı tartışma götürmezken endüstrinin bize sunmuş olduğu bu yem ürünlerin eserin ömrü üzerine nasıl bir etki yapacağı şuan için birer muammadır.minyatur-sanati

Minyatür sanatının uzun süren bir uyku dönemin­den sonra, günümüz­de Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver‘in çalışmalarıyla tekrardan hayat bulmuş­tur. Bu uzun süren uyku dönemi günümüzdeki minyatür sanatının içinde bulunduğu karmaşanın sebebini de açıklar. Top­lumun sosyo kültürel ya­pısı, ekonomik durumu, sanatı mayalayan olgular­dır. Sanatın gelişimi toplumların gelişim süreciyle paralellik gösterir. Kimlik arayışı içinde yolunu bul­maya çalışan minyatür sanatı, tüm sıkıntılara rağmen günümüz sanatçıla­rının samimi çabalarıyla kendi yolunu er geç bu­lacaktır.

  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • Linkedin
  • Pinterest

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir