Kuvvetler Ayrılığı İlkesi Nedir

KUVVETLER AYRILIĞI İLKESİ NEDİR?
Siyasi tartışmalarda sürekli olarak kuvvetler ayrılığı prensibine vurgu yapılmaktadır. Ve maalesef kuvvetler ayrılığı prensibi üzerinde açıkça bir manipülasyon dikkat çekmektedir. Kuvvetler ayrılığı teması genellikle anayasal demokrasi kavramını ilk olarak ortaya attığı bilinen Montesquieu ve onun takipçisi pozisyonundaki Hayek‘e atfedilir. Fikrin ana teması, tüm bu güçlerin tek bir merkezde toplanmasına engel olarak, diktatoryal eğilimdeki kişi ve kurumların bu heveslerine set çekmektir. Yani bu yönüyle kuvvetler ayrılığı bir denge müessesesidir. Bu güçlerden herhangi birisinin diğerinin çalışmasına engel olmak yönünde kullanılacak bir silah asla değildir.

Kuvvetler ayrılığı bu yönüyle siyasetin yani yasama ve yürütmenin yargı kurumlarının oluşum, işleyiş ve çalışma koşulları gibi temel alanlarda yasama faaliyetinde bulunma hakkından vazgeçtiği biçiminde yorumlanamaz. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan kuvvetler ayrılığı, yine demokrasinin asıl vurgusu olan seçilmişlerin üstünlüğü, belirleyiciliği ve sorumlu olmaları prensibini de ortadan kaldırmaz. Kuvvetler ayrılığı prensibini siyaseten halk nezdinde sorumlu olan ve hesap vermek durumunda olan yasama organının kendi yetkilerini kullandırtmayan yargı organlarının oluşumuna ilişkin yasal düzenlemeleri belirleme ve değiştirme hakkı olmadığı biçiminde yorumlamak demokratik teoriyle bağdaşmaz.kuvvetler ayrılığı

Kuvvetler ayrılığının doğru algılanma şekli her üç gücün birbirinin yetki ve görev alanına müdahale etmemesi, kendi arzu ve isteği doğrultusunda karar vermesi yönünde baskı uygulamamak biçiminde olmalıdır. Maalesef Türkiye’de bilinçli olarak, kuvvetler ayrılığı prensibi hukukçular ve yargı bürokratları tarafından sürekli bir biçimde yargının siyaseti kendisine tabi kılmak isteyen, kendi alanının kimse tarafından dokunulamaz bir alan olarak kabul edilmesini arzulayan ve bunun sonucunda da kuvvetler ayrılığı prensibi içerisinde ”yargı”nın en üstün güç olarak algınlanması gerekliliğini doğuracak bir biçimde sunulmaktadır. Bu açıkça bir yanlış yorumdur ve bu yanlış yorumun mutlak doğruymuş gibi dikte edilmesidir. Doğru olan yargının değil ”hukukun üstünlüğü” ilkesi ”yargı bürokresisinin üstünlüğü” biçiminde yorumlanmakta ve dayatılmaktadır.

Yani özetle, evet kuvvetler ayrılığı olmazsa olmazımızdır. Ama yargı bu kuvvetler arasında üstün birgüç falan da değildir. Tüm alanlar gibi yargıya ilişkin prensiplerde de temel belirleyici olan milletin iradesini temsil eden siyaset kurumu olmalıdır. Söylenmesi gereken, siyaset yargının görev alanına müdahale etmemeli ve onu belli bir yönde karar vermeye yönelik baskı uygulamamasıdır. Yargı da kendi görev alanı içinde kalmalı, yasama organının çıkardığı kanunlara uygun olarak görevini yerine getirmelidir.

Bu yanlış bilgilendirme sadece teorik düzeyde söz konusu değildir. Türkiye’de yargıya siyasi müdahaleler olduğunu iddia edenler, yakın geçmişimizde yargının sürekli siyasete müdahale ettiğini ve hatta sürekli siyasetin içinde olduğu gerçeğini de unutmuş görünmektedirler.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel