Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views : Ad Clicks :Ad Views :
    img

    Kuvayi Milliyenin İhtiyaçları Nasıl ve Nereden Karşılanmıştır?

    /
    /
    /
    104 Views

    Kuvayi Milliyenin İhtiyaçları Nasıl Sağlanmıştır?, Kuvayi Milliyenin İhtiyaçları Nereden Karşılanmıştır?, Kuvayi Milliyenin İhtiyaçları Nereden Sağlandı?, Kurtuluş Savaşında Kuvayi Milliyenin İhtiyaçları Nereden Karşılanmıştır?

    Değerli Ziyaretçilerimiz Sizlere Bu Yazımızda
    Kuvayi Milliye’nin İhtiyaçlarının Nasıl ve Nereden
    Karşılandığını Anlatmaya Çalışacağız İyi Okumalar…

    KUVAYİ MİLLİYE’NİN İHTİYAÇLARI NASIL VE NEREDEN KARŞILANMIŞTIR?

    Türk Kurtuluş Savaşı, Türk milletini I.Dünya Savaşı’ndan daha fazla etkilemiştir. Çünkü ülke toprakları işgal edilmiştir. Uzun süren savaşların ardından, milli mücadele başlamıştır. Halk bitkin ve yorgundur. Savaş için gerekli silah, cephane ve para yeterli değildir. Bu zorluklar karşısında savaşın finansmanı karşılamak için yurt içi ve yurt dışı kaynaklar yer almaktadır.

    Yurt İçi Kaynaklar

    Türk Kurtuluş Savaşı, bir ülke ile birden fazla ülke arasında yaşanmış ve çok kayıpların verildiği bir savaş olmuştur. Gerek asker sayısı ve gerekse teçhizat bakımından büyük bir üstünlüğe sahip olan taraf, İtilaf Devletleri (Galip Devletler) idi. Oysa Osmanlı Devleti’nin ordusu dağıtılmış ve silahlarına el konulmuştur. O nedenle Mustafa Kemal Atatürk ve yanındakilerin yegane kaynağı Türk halkının ta kendisi olmuştur. Anadolu’da mücadele eden Kuva-i Milliye’nin elinde yeterli asker ve mühimmat bulunmamaktadır. Ayrıca savaşın ilk başlarında sadece milis kuvvetlerinden bahsedilebilir. Düzenli bir orduya geçiş daha sonraki yıllarda olmuştur.

    Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde tarım ülkesi olmasına rağmen, kendi halkını besleyemeyen bir ülke konumundadır. Ayrıca büyük dış borç baskısı vardır. Çiftçi ve esnaf ağır vergi yükü altındadır. Halk fakir, ulaşım gibi alt yapı yetersizdir (Başol, 1994, 117; Cankay, 1994, 326)

    Atatürk 29 Mayıs 1920’de gerçekleştirilen gizli bir oturumda “Varlığımızı korumak ve milli amaçlarımızı gerçekleştirmek için dayanağımızı dışarıda aramamalıyız. İçeride, kendi vicdanımızda bulmalıyız. Kendi kuvvetimizi dikkate almaz isek, dışarıdan beklediğim yardımlarda gelmez ise. Hayal kırıklığına uğrarız” (Koloğlu, 1979, 37) sözleri ile, yurt içi kaynakların önemine dikkat çekmiştir. 1922’de Hindistan Merkezi Hilafet Komitesi Başkanı Seyit Cutani’ye gönderdiği bir mektupta; Türk Milletinin kazanacağı bir zaferin, bütün zulüm gören milletlere örnek olabileceğini ifade etmiştir (Koloğlu, 1979, 41). Atatürk’e göre Türk Kurtuluş Savaşı’nın temel ilkesi “Milletin iç ve dış bağımsızlığı, her milletin kendi kaderine, kendisinin hakim olması ve kayıtsız, şartsız tanınmasıdır” (Armaoğlu, 2005, 307).

    Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara Hükümeti gelir ve giderler konusunda yetkili kılınmıştır. Ancak o yıllara ait kesin bir bütçe tahmini yapılamamaktadır (Vural, 1999, 143). Çünkü yapılan mal veya parasal yardımların birçoğu, anlaşmalar dışında gerçekleşmiştir. Ayrıca özellikle yurtiçi bağışların kaydedilmesi, o savaş şartlarında mümkün değildir.

    Milli Gelirler (Tekalif-i Milliye) Emirleri

    Atatürk, ülkenin dört bir yanını saran düşman kuvvetlerine karşı, milletin kendi gücünün yeteceğini söylemektedir. Nutuk adlı eserinde bu konuyla ilgili “Efendiler, zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka yeneceğimize olan güven ve inancım, bir dakika olsun sarsılmamıştır.” demektedir. Savaşın finansman ihtiyacını karşılamak için on adet emir yayınlamıştır. Nutuk’ta kendi ifadesiyle konuyu şöyle anlatmaktadır:

    Türk ordusu Yunan kuvvetleri karşısında gerileyerek Sakarya nehrinin doğusuna çekilmiş ve orada savunma yapmaya çalışırken TBMM, 5 Nisan 1921’de Atatürk’ü Başkomutan ilân etmiştir. Başkomutan aynı zamanda TBMM’nin yetkilerine sahip olacaktır.

    Sınırsız yetkilerle donatılan Atatürk’ün ilk işi, ordunun insan ve taşıt araçları bakımından kuvvetinin artırılması, yiyecek ve giyeceğinin sağlanması ve düzenlenmesiyle ilgili tedbirler almak ve hazırlıklar yapmak oldu.

    Birinci, İkinci İnönü Muharebeleri ve iç ayaklanmaları olağan mali kaynaklarıyla karşılayan milli ordunun elindeki imkanlar yeni bir savaşı kaldırabilecek durumda değildi. Kısa bir zaman sonra genel bir saldırıya geçmesi beklenen Yunan ordusuna karşı koyabilecek savunma hazırlıkları için yeni mali kaynaklara ihtiyaç vardı, bu kaynaklar hemen hazır olmalıydı. İngiliz desteğindeki Yunan kuvvetleri taarruza geçene kadar ordumuzun ihtiyaçları görülmüş olmalıydı.

    Mustafa Kemal, Başkomutan seçildikten iki gün sonra 7-8 Ağustos 1921 tarihlerinde ordunun ihtiyaçlarını en hızlı karşılayacak şekilde düzenlediği Tekalif-i Milliye Emirleri’ni ilân etti.

    10 emirden oluşan ve ilk 6’sı 7 Ağustos, son dördü ise 8 Ağustos 1921 tarihlerinde ilan edilen Tekalif-i Milliye (Millî Vergiler) ana hatlarıyla şöyledir(Nutuk, 2006, 417-418):

    1 nolu emir: Her ilçede kaymakamın başkanlığında, mal müdürü ve ilçenin en büyük askeri amiri ile idare meclisi, belediye ve ticaret odalarının seçtikleri ikişer üyeden oluşan Tekalif-i Milliye Komisyonları kurulacaktır, bu komisyonlara mahallî Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri merkez kurulundan iki üye ile köylerde imamlar ve muhtarlar tabiî üye sıfatıyla bu komisyonlara katılacaklardır. Buradaki hizmetlere karşılık ücret ödenmeyecektir. Tekalif-i Milliye Komisyonları savaş ekonomisine giren ve Tekalif-i Milliye emirlerinde belirtilen malları toplayarak kendisine bildirilen cepheye gönderecektir. Görevinde ihmal gösteren komisyon üyeleri vatana ihanet suçuyla cezalandırılacaklardır.

    2 nolu emuir: Ülkede her ev birer kat çamaşır, birer çift çorap ve çarık hazırlayıp Tekalif-i Milliye komisyonlarına teslim edecektir.

    3 nolu emir: Tüccar ve halk elinde bulunan çamaşırlık bez, amerikan, patiska, pamuk, yün ve tiftik, erkek elbisesi yapımına yarayan kumaş, kösele, taban astarlığı, sarı ve siyah meşin, sahtiyan, dikilmiş ya da dikilmemiş çarık, fotin, demir kundura çivisi, tel çivi, kundura ve saraç ipliği, nal, nal yapımında kullanılan demir, mıh, yem torbası, yular, belleme, kolon, kaşağı, gebre, semer ve urganların yüzde kırkı bedelleri sonradan ödenmek üzere Tekalif-i Milliye komisyonlarına teslim edilecektir.

    4 nolu emir: Tüccar ve halkın elinde bulunan mevcut buğday, un, saman, arpa, kuru fasulye, bulgur, nohut, mercimek, koyun, keçi, kasaplık sığır, şeker, gazyağı, pirinç, sabun, tereyağı, zeytinyağı, tuz, çay ve mum stoklarının yüzde kırkma ordu adına el konacaktır. El konan malların bedelleri daha sonra ödenecektir.

    5 nolu emir: Ordu ihtiyacı için evvelce alınan taşıt araçlarının dışında, halkın elinde kalan her türlü taşıt aracıyla, yüz kilometrelik bir uzaklığa kadar, ayda- bir defa olmak üzere parasız askerî nakliyat yapılması mecbur kılınmıştır.

    6 nolu emir: Ordunun giyimine ve beslenmesine yarayan bütün sahipsiz mallara el konulmuştur.

    7 nolu emir: Halkın elinde bulunan savaşta lüzumlu bütün silah ve cephane üç gün içinde Tekalif-i Milliye komisyonlarına teslim edilecektir. Bu malzeme için ücret ödenmeyecektir.

    8 nolu emir: Benzin, vakum, gres, makina, don, saatçi ve taban yağları, vazelin, otomobil ve kamyon lastiği, solüsyon, buji, soğuk tutkal, Fransız tutkalı, telefon makinası, kablo, pil, çıplak tel, yalıtkan maddeler ve bunlar cinsinden malzeme, asit sülfirik stoklarının yüzde kırkına el konulmuştur.

    9 nolu emir: Demirci, marangoz, dökümcü, tesviyeci, saraç ve araba yapan esnaf ile imalathaneler tesbit edilecek, bunların üretim, onarım ve yapım güçleri hesaplanacaktır. Ayrıca kasatura, kılıç, mızrak ve eğer yapabilecek zanaatkarlar aranıp tesbit edilecektir. Yukarıda belirtilen esnaf, imalathane ve zanaatkarlar savaş araç ve gereçleri üretim, onarım ve yapımı ile görevlendirilecektir. Sürekli görevlendirilenlere geçimlerine yetecek ücret ödenecektir.

    10 nolu emir. Halkın elinde bulunan dört tekerlekli yaylı araba dört tekerlekli at ve öküz arabalarıyla kağnı arabalarının bütün takım ve hayvanlarıyla beraber ve binek ve topçeker hayvanları, katır ve yük hayvanları, deve ve eşek sayısının yüzde yirmisi bedeli sonra ödenmek üzere ordu adına alınacaktır.

    Türk Kurtuluş Savaşı, emperyalist saldırılara karşı yürütülen silahlı bir karşı çıkıştır. Bu mücadele boyunca ülke içindeki Müslüman olmayan azınlıklar, düşman ülkelerle aynı safta yer almışlardır. Rum, Levanten ve Ermeni sermayedarları, açıkça Türkiye’ye karşı durmuşlardır. O nedenle bu savaş, Anadolu Türk halkının katkısı ve desteği ile yürütülmüştür (Boratav, 1982, 8-9; Zürcher, 2000, 222-241)).

    Tekalif-i Milliye Emirleri’nin Uygulanışı

    Sırtını İngilizlere dayayarak her türlü ihtiyacı karşılanan Yunan ordusu önünde gerileyen ve Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilen Türk ordusunun ne kadar ihtiyaç içinde olduğunu anlamak için Tekalif-i Milliye ile halktan istenen malzemelere bakmak yeterli olacaktır. Öyle ki, Türk ordusunun üstünde elbisesi, ayağında ayakkabısı, yiyecek ekmeği, silahı ve cephanesi kalmamıştı. Bir çivi bile halktan istenmekteydi. Bu durum düzelmeden, malzeme olarak takviye olmadan ordunun başarılı olması düşünülemezdi.

    Bu nedenle yayınlanan Tekalif-i Milliye Emirlerinin uygulanması için birinci emirde nasıl kurulacağı açıklanan komisyonlar her tarafta kuruldu ve hemen çalışmalarına başladı. Bu komisyonlar el koydukları mallara karşılık senet niteliğinde tutanaklar verdiler. Bu tutanaklarda yazılı malların bedelleri zaferden sonra hak sahiplerine belli bir düzen dahilinde ödenmiştir. Komisyonlardan başka, bu emirlerin yerine getirilmesini sağlamak için kurulan İstiklal Mahkemeleri de Kastamonu, Samsun, Konya, Eskişehir bölgelerine gönderildi. Ayrıca Ankara’da da bir İstiklal Mahkemesi bulunmaktaydı.

    “Bununla beraber İstiklal Mahkemeleri tutanakları incelendiğinde Tekalif-i Milliye emirlerinin uygulanmasından doğan zorlamaların ve cezalandırmaların bir iki olayla sınırlı olduğu görülmektedir. Gerçi her Tekalif-i Milliye Komisyonu ilgili emirleri ve istekleri halka duyururken gerektiğinde zora başvurulacağını, stoklarındaki mal miktarını gizleyenlerin vatana ihanet suçu işlemiş sayılacaklarını belirterek halkın dikkatini çekmiş, gerekli uyanlarda bulunmuştur. Ancak uygulamalar sırasında zora başvurmayı gerektiren olaylara çok az rastlanmıştır. Bu durum verebileceklerinin sınırına ulaşmasına rağmen halkın Kurtuluş Savaşını zafere ulaştıracak mali ve maddi mükellefiyetlere ve fedakârlıklara içtenlikle katıldığını göstermektedir”.

    Bu uygulama sonucunda halktan beklenen gelir elde edilmiş ve bu gelirin verdiği maddi ve manevi destek Türk ordusunun başarılı olmasında büyük rol oynamıştır (Avcı, 2008).

    İstanbul’dan Gelen Yardımlar

    İstanbul Hükümeti’nde görev alan ve milli mücadeleye sıcak bakan bazı bakanların, Kuva-i Milliye’ye katkıları olmuştur. Özellikle Harye Bakanı Cemal Paşa, lojistik destek sağlamıştır. İstanbul’da milli mücadele adına gizli örgütler kurulmuştur. Heyet-i Temsiliye döneminde (4 Eylül 1919-23 Nisan 1923) Anadolu’ya çok sayıda silah ve cephane kaçırılmıştır. Örneğin; Denizli ili valisi Faik Bey, 1919’da İstanbul’a gelmiş ve Harbiye Bakanı Cemal Paşa ile görüşmüştür. Faik Bey’in 7 Eylül 1919’da Hacı Şükrü Bey’e yazdığı bir mektupta, Cemal Paşa sayesinde 800 adet mavzeri Adapazarı istikametinden Denizli’ye hayvanlar la naklinin sağlandığını yazmıştır. Ayrıca Refet Paşa 22 Şubat 1920’de Atatürk ve Ali Fuat Paşa’ya birer mektup yazmıştır. Bunun sonucunda Refet Bey’e 7.000 Lira gönderilmiştir.

    Yurt Dışı Kaynaklar

    Türk Kurtuluş Savaşı’nda bazı ülkeler tarafından Türkiye’ye yardım edilmiştir. Bu ülkeler Sovyet Rusya, Fransa, İtalya, Hindistan,Azerbaycan ve Kıbrıs’tır.

    Sovyet Rusya’nın Yardımları

    Henüz işgalci güçler ile savaşan ve yeni bir devlet kurma çabasını da ihmal etmeyen Atatürk ve ekibi, askeri ve ekonomik yardıma büyük gereksinim duymaktadır. Bu yardım ise ancak doğudan gelebileceği düşünülmektedir (Sonyel, 1987(a), 172-173; Sonyel, 1991, 49). O nedenle Bolşevik Rusya ile Türk Kurtuluş Savaşı arasında çok yakın bir ilişkinin olduğu öne çıkarılmıştır (Oran, 2008, 167).

    Türk Kurtuluş Savaşı’nda en büyük yardım, Sovyet Rusya’dan gelmiştir. O dönem içinde Sovyet Rusya’nın Türklere yakınlığının üç nedeni vardır (Palamut, 1981, 134-135).

    Birincisi: Hem Türklerin ve hem de Rusya’nın ortak düşmanı o günün sömürgeci ülkelerdir. O nedenle “Düşmanımın düşmanı, dostumdur” prensibine göre Rusya, Türklere yakındır. İster istemez iki ülke arasında bir yakınlık, karşılıklı anlayış ve sempati doğmuştur (Unay, 1981, 29; Kili, 1995, 95).

    İkincisi: Sosyalist rejimin yayılmasında Türkler önemli bir rol üstlenebilir (Tekin, 1999, 188). Çünkü emperyalizme karşı mücadelede Türklerin ‘sosyal ihtilal’ gerçekleşeceğine inanılmaktadır. 1-8 Eylül 1920’de Bakü’de Doğu Milletleri Kongresi’nde Rus delege Mutişev’in şu sözleri ilginçtir: “Mustafa Kemal’in hareketi, milli bir kurtuluş hareketidir. Biz bu hareketi destekliyoruz. Çünkü emperyalizme karşı yaptığımız mücadele sona erecek ve Türk Kurtuluş Hareketi bir sosyal ihtilale dönüşecektir”

    Üçüncü neden ise: Sovyet Rusya’nın dünyada yalnız kalmasıdır. Bu yalnızlığı gidermek için doğu ülkelerinin sempatisini kazanmak istemektedir.

    Atatürk henüz Anadolu’ya (Samsun) adım atar atmaz, Sovyet Rusya, Albay Budiyenni başkanlığında bir heyet gönderir. Havza’da Atatürk ile görüşme yapılır. Albay Budiyenni ülkesinin para, silah, cephane ve gerekirse deniz gücü dahi gönderebileceğini söyler. Karşılığında ise padişahlık ve halifeliğin kaldırılması ve komünizmin Türkiye’de ilan edilmesidir.

    Atatürk Sivas Kongresi’nden (4-11 Eylül 1919) sonra, Halil Paşa’yı Rusya’ya gönderir. Halil Paşa, Moskova’da Dışişleri Komiseri Chicherin ile görüşür. Temmuz 1920’de 100 bin altın ruble ile Anadolu’ya döner. 8 Eylül 1920’de altınlar Erzurum’a getirilir. Burada bulunan hastanenin baskülünde tartılır ve ikiyüz kilosu Doğu Ordusu için ayrılır. Geri kalanı Ankara’ya gönderilir. Ayrıca Sovyet Rusya silah ve cephane yardımında da bulunmuştur. 38.136 adet tüfek, 44.587 sandık tüfek mermisi, 66 adet top, 141.173 adet top mermisi ve 3000 adet süngü, 1.500 adet kılıç, 20.000 gaz maskesi, 4.000 adet el bombası, 327 adet makinelı tüfek Eylül 1920’de Trabzon’a ulaştırılmıştır (Müderrisoğlu, 1974, 542; Armaoğlu, 2005, 313).

    1920 yılında Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığındaki bir heyet, Moskova’ya gitmiştir. Ruslarla yapılan görüşmeler uzun sürmüştür. Ekonomi Bakanı Yusuf Kemal Bey, görüşmeler hakkında bilgi vermek amacıyla, 6 Ekim 1920’de 100 milyon altın rubleyi de beraberinde getirmiştir (Palamut, 1981, 137).

    Sovyet Rusya’dan gelen 100 milyon altın ruble aslında Buhara Cumhuriyeti tarafından temin edilmiştir. Dönemin Buhara Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu ile Sovyet Rusya Devlet Başkanı Lenin ile 1920 yılında Kremlin Sarayı’nda bir görüşme yapar. Bu görüşmede Osman Kocaoğlu, Anadolu’daki savaş için Türkler’e 100 milyon altın ruble vermeyi kararlaştırmıştır. Osman Kocaoğlu, Buhara’ya döner dönmez mecliste görüşmeler yapmış ve parayı Rus Hazinesi’ne teslim etmiştir (Yalçın, 2002, 341).

    Aynı heyet Moskova’da Rusya ile 16 Mart 1921’de Moskova Anlaşması’nı imzalamışlardır. Ülkeye dönerlerken Yusuf Kenan Bey ve Dr. Rıza Bey, 4 milyon altın rubleyi de beraberinde getirmişlerdir (Palamut, 1881, 137).

    Fransa’nın Yardımları

    Mart 1921’de Londra Konferansı’na giden Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey başkanlığındaki heyet, Avrupa’nın üç büyük gücü İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcileri ile yakın temaslarda bulunmuştur (Kocabaş, 1990, 385). Fransızlar, ülkeden çekilmek için birtakım ayrıcalıklar istemişlerdir. İtalya tarafından işgal edilen İzmir ve Trakya’dan geri çekilmek karşılığında; çeşitli illerdeki (Antalya, Burdur, Muğla, Isparta, Afyon, Kütahya, Aydın ve Konya) kamu girişimlerinden pay almak istemiştir. Ayrıca Fransızlar Ereğli kömür madeninin işletilmesinin Türk-İtalyan işbirliğinde oluşturulan bir şirkete verilmesini istemiştir (Bayur, 1973, 87)

    Fransızlar Mondros Mütarekesi ve Paris Kongresi’nden sonra Güney Anadolu’da birçok yeri işgal etmişlerdir. İngiltere ile aralarında gizli bir husumet vardır. Arap ve Ermeni milliyetçiliğini desteklemiştir. Fransızlar 20 Ocak 1920’de Maraş’ta Kuva-i Milliye birlikleri ile yaptığı çarpışmada, yenik düşmüşlerdir. Ayrıca Urfa, Antep ve Adana’da yenilgi yaşamışlardır. Hatta Adana’da 800 kişilik bir Fransız birliği esir alınmıştır. Fransa gerek bu yenilgilerden, gerek I.Dünya Savaşı’ndan beri sürekli dışarıda savaşmaktan ve gerekse Pierre Loti, Claude Farrere gibi aydınların Türk Kurtuluş Savaşı’ndan övgüyle bahsetmeleri nedenleriyle, Türkler ile savaşmayı bırakmışlardır.

    Fransa, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile 20 Ekim 1921’de Ankara Anlaşması’nı imzalamıştır. Fransızlar Türkiye’yi terk ederlerken birçok silah ve cephaneyi bırakmışlardır. Bunlar: 10.089 adet tüfek, 1.505 sandık tüfek mermisi ve 10 adet savaş uçağıdır.

    İtalya’nın Yardımları

    İtalya, Sovyet Rusya veya Fransa gibi silah, cephane veya para yardımında bulunmamıştır. İşgal ettiği Anadolu topraklarında birtakım teşvik ve yardımlarda bulunmuştur. Bunlar (Selek, 1976, 453-454): Posta teşkilatı kurmak, okullar açmak, Çiftçi ve tüccarlara kredi vermek, İşgalden kaçan göçmen ve muhtaçlara yardım etmek, Türk Hükümeti memurlarının bulamadığı malları sağlamak, bozuk yol ve camileri onarmaktır.

    Hint Müslümanlarının Yardımları

    Osmanlı Devleti topraklarının, I.Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın sömürgeci devletleri tarafından paylaşılması ve İstanbul’un işgal edilmesi, Hindistan Müslümanlarını harekete geçirmiştir. Hintliler Hint Hilafet Komitesi’ni (Indian Commitee of the Caliphate) oluşturmuşlardır (Sonyel, 1987, 185). Bu komite, Türk Devletinin bağımsızlığının sağlanması ve korunması amacıyla, Mart 1920’de Lloyd George ile görüşmek üzere Londra’ya bir heyet göndermişlerdir. Bu heyet, Londra’da Türkiye’nin işgalini protesto etmiştir (Palamut, 1981, 141-142).

    Bu komite 8-10 Temmuz 1921’de Karaçi’de ‘Bütün Hindistan Hilafet Konferansı’ düzenlemiştir. Bu konferansta Anadolu’daki Müslümanların milli mücadelesine katkı olarak yardım toplanmıştır. Bu kampanyada Hintli Müslüman kadınlar değerli takılarını vermişlerdir. Eski eşyalarla evlenmeyi tercih etmişlerdir (Palamut, 1981, 142). Ayrıca Anadolu’daki mücadeleyi desteklemek için gelen Hindistan Müslümanlarının temsilcileri, İstanbul, Trakya ve Anadolu’nun Türklere kalmasını istemişlerdir (İstiklal Harbi Gazetesi, 19 Mayıs 1919, 3; Lewis, 1984, 263).

    Aralık 1921’den Ekim 1923’e kadar Hint Hilafet Komitesi’nden gelen yardımların toplamı 130.250 İngiliz Sterlinidir. Gönderilen bu paraların bir ksmı ordunun ihtiyaçları için kullanılmıştır. Bir kısmı için Osmanlı Bankası’nda özel bir hesapta tutulmuştur. Bankada tutulan bu para ile Türkiye İş Bankası kurulmuştur (Yalçın, 2002, 345). Nitekim Türkiye İş Bankası, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınma ve sanayileşmesinde önemli roller üstlenmiştir. Sanayileşmek için kurulan demir-çelik, şeker, çimento gibi fabrikaların finansman ihtiyacını karşılamıştır (Şahin, 2006).

    Azerbaycan’ın Yardımları

    Çarlık Rusyası’nın yerine geçen Bolşevikler, halklara özgürlük vaat ettikleri için, Azerbaycan’ a Türkiye’nin de yardımıyla 28 Mayıs 1918’de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ancak bu bağımsızlık 27 Nisan 1920’de Rusya’nın hakimiyeti ile son bulmuştur. Üç yıllık bağımsızlığı süresince Azerbaycan, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi için yardımda bulunmuştur. 29 Mart 1920’de petrol poliçeleri ile birlikte toplam 1.500.000 Fransız Frangı yardım etmiştir. Bu yardım 2 Ekim 1920’de Dışişleri Bakanı Ahmet muhtar Bey’e teslim edilmiştir. Yardımın içeriğinde şunlar vardır: 19.000 Osmanlı altını, 1.000.000 Fransız Frangı ve 8 parça petrol poliçesi bulunmaktadır (Yalçın, 2002, 346). Ayrıca Doğu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya, yetim Türk çocuklarının eğitimleri için 500 adet yüzlük Osmanlı altını verildiği ve bunun için Ankara Hükümeti’nin teşekkürlerini ilettiği bilinmektedir (Yalçın, 2002, 346).

    Kıbrıs Türklerinin Yardımları

    Kıbrıslı Türkler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, I.Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı’nda yardımlarda bulunmuşlardır. Başta basın yoluyla kamu oyu oluşturulmuştur. Söz, Doğru Yol, İrşad ve Ankebut gazete ve degilerinde milli mücadele konusu işlenmiştir. Tiyatro, sinema, kermes ve cami vaazlarında milli mücadele lehine kamuoyu oluşturulmuştur. Bu faaliyetler sırasında yardımlar toplanmış ve Anadolu’ya gönderilmiştir. Sadece parasal yardımlarda değil, bizzat özellikle Yunanlılara karşı savaşmak için asker de göndermişlerdir.

    Yurt içi kaynaklarının toplanması için Milli Gelirler (Tekalif-i Milliye) Teşkilatı kurulmuştur. Türk halkı, kendi bağımsızlık mücadelesini, yine kendi imkanları ile finanse etmiştir. Ayrıca başta Sovyet Rusya olmak üzere, Fransa, İtalya, Hintli Müslümanlar, Azerbaycan halkı, Kıbrıslı Türkler, Buhara Cumhuriyeti, Türk halkının bağımsızlık mücadelesine maddi ve manevi destekte bulunmuşlardır.

    Türk Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelini oluşturmuştur. Bu savaş, daha ziyade kendi imkanları ile savaşmış ve bu savaşı kazanmış olan bir milletin, tam bağımsızlığını elde etmesine ve tüm dünyaya örnek olmasına neden olmuştur.

    kuvayi milliye

    1 Comments

    Leave a Comment

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    It is main inner container footer text