Kurumlar Vergisi Neden Alınır? Kurumlar Vergisi Beyannamesi

Kurumlar Vergisi, Kurumlar Vergisi Nedir?, Kurumlar Vergisi Beyannamesi, Kurumlar Vergisini Kim Öder?, Kurumlar Vergisi Neden Alınır?, 

kurumlar vergisi muafiyeti, Kurumlar Vergisi Oranları, Kurumlar Vergisi Örnek

KURUMLAR VERGİSİ

Kurumlar vergisi konusu bu ünitede on ayrı başlık altında incelenecektir. Gelir vergisi kısmında yapıldığı gibi, dar mükellefleri ilgilendiren düzenlemelere (ilk başlıktaki tanım dışında) son başlığa kadar girilmeyecek, konunun devamı “Dar Mükelleflere Özgü Düzenlemeler” başlığı altında incelenecektir.

TEORİ VE KURUMLAR VERGİSİNDE TAM-DAR MÜKELLEFİYET AYIRIMI

Kurumlar Vergisinin Varlık Nedeni

Ülkemizde kurumların ayrı bir kanunla vergilendirilmesi, 1949 yılında, Alman Ku­rumlar Vergisi Kanunu’ndan yararlanılarak hazırlanan 5422 sayılı Kurumlar Vergi­si Kanunu ile başlamıştır. 5422 sayılı Kanun 55 yılı aşkın bir süre uygulanmasının ardından, 21.6.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5520 sayılı yeni Kurumlar Vergisi Kanunu ile yürürlükten kaldmlmıştır. Yeni Kanun hükümleri 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren uygulanmaya başlamıştır.

Kurumun gerçek kişi ortakları, kurumdan elde ettikleri kâr payı için gelir ver­gisine tabi olmaktadırlar. Bu durumda neden ayrıca bir de kurumlar vergisi alındı­ğı sorusu akla gelebilir. Kurumlan vergi mükellefi kılan nedenler arasında;

•      Gerçek kişiler dışında ayrı bir hukuki kişiliğe sahip olmaları,

•      Gerçek kişiler gibi kamu hizmetlerinden yararlanmaları ve

•      Ödeme güçlerinin varlığı sayılmaktadır.

Kurumlar Vergisinde Tam ve Dar Mükellef Ayırımı

Kurumlar vergisinde de gelir vergisinde olduğu gibi tam ve dar olmak üzere iki çe­şit mükellefiyet vardır. KVK’nın birinci maddesinde yazılı ve aşağıda açıklanacak olan kurumlardan, Tam Mükellef: Kanuni veya kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, tam mükellef olarak kabul edil- [Ş merkezi Türkiye de bulunan kurumlardır. Kanuni merkez, vergiye tabi kurumların ana tüzüğü veya sözleşmelerinde veya teşkilat kanunlarında gösterilen merkezdir. İş merkezi ise iş bakımından muamelelerin bilfiil toplandığı ve idare edildiği yerdir (KVK m. 3).

İş merkezi uygulaması ile kanuni merkezi dışarıda olsa da işleri Türkiye’de olan kurumlann tam mükellef olarak vergilendirilmesi arzulanmıştır. Bu şekilde, kanu­ni merkezin vergi yükünün düşük olduğu bir ülkede gösterilerek Türkiye’deki ver­gi yükünün azaltılması önlenmek istenmektedir.

Dar mükellefler ise kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bu­lunmayan kurumlar« ar. Dar mükelleflerin “yabancı sermayeli kurumlar” olduğunu söylemek her zaman doğru olmaz. Çünkü sermayesi yabancılara ait olmasına rağ­men, kanuni veya iş merkezi Türkiye’de olan bir kurum yukarıda söylediğimiz gi­bi tam mükellefiyet hükümlerine göre vergiye tabi olacaktır. Buna karşılık, serma­yesi Türklere ait, ancak kanuni ve iş merkezi yurt dışında olan bir kurum Türki­ye’deki faaliyetleri için dar mükellef olarak vergiye tabi olabilecektir.

Dar mükellef kurumlar, kendi ülkelerinin hukuk kurallarına göre kurulmuşlar­dır. Yönetim ve denetimleri yine kendi ülkeleri mevzuatına göre yapılır. Bunlar Türkiye’de iş yeri veya temsilcileri vasıtasıyla faaliyet gösterip gelir elde etmekte­dirler. Örneğin, Alman havayollan şirketi Lufthansa’nın Türkiye temsilciliği, Citi­bank İstanbul Türkiye Merkez Şubesi (Merkezi New York’ta).

Tam mükellef-dar mükellef ayırımının önemi, Türkiye’de vergilendirilecek kazanç­larının belirlenmesinde ortaya çıkmaktadır. Tam mükellef kurumlar, gerek Türkiye’de gerek yurt dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilmelerine rağmen, dar mükellefler yalnızca Türkiye’de elde ettikleri kazançlan üzerinden vergi öderler (KVK m. 3/1, 2). Dar mükelleflerin yurt dışı kazançlan ile ilgilenilmemektedir.

KURUMLAR VERGİSİNİN MÜKELLEFLERİ

Kurumlar vergisinin mükellefleri, Kanun’un 1. maddesinde sayılmıştır; bunlar sıra­sıyla sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşlan, dernek ve vakıfla­ra ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarıdır. Aşağıda bu mükelleflerle ilgili kısa açıklamalar yapılmaktadır.

Sermaye Şirketleri

Sermaye şirketleri, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, paylı komandit ve limitet şirketler ile aynı mahiyetteki yabancı kurumlardır (KVK m. 2/1). Paylı komandit şirketlerle ilgili olarak kurumlar vergisi, bu şirketin koman­diter ortaklan açısından söz konusu olmaktadır. Şirketin komandite ortakları ise, gelir vergisine tabidirler (GVK m. 75; GVK m. 37).

Anonim şirket şeklinde kurulan holdingler, “yatınm anonim şirketi” şeklinde de isimlendirilebilir. Holdingler vasıtasıyla, hisse senetlerine sahip olunan şirketler kontrol edilmektedir. Holding bünyesinde bağlı şirketlere hizmet vermek üzere; üretim, tedarik, pazarlama, ARGE, personel eğitimi gibi birimler kurulabilmektedir.

Uygulamada, holdinglerin çeşitli yollarla grup içindeki kârlı olan şirketlerden zararda olan şirketlere fon aktardıkları görülmektedir. Bu durum, vergi idaresinin yanında, ortak­ların da zarara uğramasına yol açmaktadır.

Sermaye Piyasası Kanunu’na göre kurulan yatırım fonları da, sermaye şirketi olarak kabul edilmiştir (Bu kurumlar hakkında daha fazla açıklama, gelir vergisi bölümünde menkul sermaye iratları incelenirken yapılmıştır). KVK’nın 2. maddesi ile mükellefiyet kapsamına alınan bu fonların ve aynı kategoride değerlendirilen yatırım ortaklıklarının portföy işletmeciliğinden doğan kazançları, aynı Ka­nun’un 5. maddesi ile kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

Kooperatifler

Kooperatifler, “24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na veya özel kanunlarına göre kurulan kooperatifler ile benzer nitelikteki yabancı kooperatifleri ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır (KVK m. 2/2).

Kural olarak kurumlar vergisine tabi olan kooperatifler ana sözleşmelerinde;

•      Sermaye üzerinden kazanç dağıtılmaması,

•      Yönetim kurulu başkan ve üyelerine kazanç üzerinden hisse verilmemesi,

•      Yedek akçelerin ortaklara dağıtılmaması,

•      Yalnızca ortaklarıyla iş görülmesine ilişkin hükümler bulunması şartı ile ku­rumlar vergisinden muaf tutulmuşlardır (KVK m.4/k).

NOT: Kooperatifler, kurumlar vergisinden muaf olsalar da başka bazı vergilerin mükellefi olabilmektedirler. Örneğin, kooperatiflere yapılan kira ödemeleri üzerinden %20 oranında gelir vergisi stopajı yapılmaktadır.

İktisadi Kamu Kuruluşları

Devlete, özel idarelere, belediyelere ve diğer kamu idarelerine ve müesseselerine ait veya tabi olup faaliyetleri devamlı olan ticari, sınai ve zirai işletmeler iktisadi kamu kuruluşlarıdır (KVK m. 2/3). Bu kuruluşların; kazanç gayesi gütmemeleri, faaliyetin kanunla belirlenen görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebeleri ve kendilerine tahsis edilen sermayelerinin veya işyerlerinin bulunmaması mükellefiyetlerine etki etmemektedir (KVK m. 2/6). Bu düzenleme ile kamu işletmeleri de, aynen özel sektör işletmeleri gibi, vergi mükellefi sayılmışlardır. Bu şekilde örneğin; Ziraat Bankası, Halk Bank gibi devlet kuruluşları, aynen özel şirketler gibi kurumlar vergisi mükellefi olmaktadır. İktisadi kamu müesseselerinin vergilendirilmesi, özel sektörde aynı alanda çalışan işletmelerle rekabet eşitliğinin sağlanması açısından yerinde bir uygulamadır.

Kamu iktisadi teşebbüsü (KİT); kamusal kaynakları kullanmak yoluyla ekonomik alanda faaliyet gösteren devlet kuruluşlarım ifade eder. Kamu iktisadı teşebbüsü (KİT); iktisadi devlet teşekkülü (İDT) ile kamu iktisadi kuruluşunun (KİK) ortak adıdır.

iktisadi devlet teşekkülü; sermayesinin tamamı Devlete ait iktisadi alanda tica­ri esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, kamu iktisadi teşebbüsüdür.

Kamu iktisadi kuruluşu (KlK); sermayesinin tamamı Devlete ait olup tekel ni­teliğindeki mal ve hizmetleri kamu yaran gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadi teşebbüsüdür.

Sermayesinin tamamı bir iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuru­luşuna ait olup, ona bağlı işletme veya işletmeler topluluğuna Müessese, sermaye­sinin yüzde ellisinden fazlası iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuru­luşuna ait olan işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketlere de Bağlı Ortaklık denilmektedir.

Dernek ve Vakıflara Ait İktisadi İşletmeler

Ticari işletmesi bulunmayan vakıf ve demekler kummlar vergisi mükellefi sa­yılmamıştır (KVK m. 1/ç). Kurumlar vergisi mükellefiyeti, dernek ve vakıfların amaçlarını gerçekleştirebilmek için; ticari, sınai ve zirai işletmeler kurmaları duru­munda ortaya çıkmaktadır. Örneğin, dernek statüsünde olan Kızılay kummlar ver­gisi mükellefi değildir; ama Kızılay’a bağlı Afyonkarahisar Maden Suyu îşletme- si’nin gelirleri kummlar vergisine tabi olmaktadır. Bu şekilde, dernek veya vakıflar tarafından işletilen lokanta veya düzenlenen dil kurslarından elde edilen gelirler de vergiye tabidir. Dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmelerin, sermaye şirketi (ör­neğin anonim şirket) veya kooperatif şeklinde kumlmaları dummunda, bu huku­ki statülerinden dolayı dernek veya vakıf yerine, bizzat kendileri kummlar vergisi mükellefi olmaktadırlar.

İş Ortaklıkları (Joint Venture)

İş ortaklıkları; şimdiye kadar saydığımız kumruların, kendi aralarında veya şahıs ortaklıkları veya gerçek kişilerle, belli bir işin birlikte yapılmasını müştereken taahhüt etmek ve kazancını paylaşmak amacıyla kurdukları ortaklıklardır (KVK m.2/7). İş ortaklığından söz edebilmek için ortaklardan birinin mutlaka kumm olması gerekir. Yani iş ortaklığı, iki kumm arasında veya bir kumm bir gerçek kişi (veya şahıs ortaklığı) arasında oluşturulabilir. Bunların tüzel kişiliklerinin olmaması, mükellefiyetlerini etkilememektedir.

İş ortaklıkları, birden fazla takvim yılına yayılan; inşaat, onarma, montaj, teknik hizmetler gibi işlere uygun bir şirketleşme tümdür. İş ortaklığına örnek olarak, (A) Anonim Şirketi ile (B) Limitet Şirketinin, bir baraj veya bina yapımı işini gerçekleştirmek amacıyla kurdukları ortaklığı verebiliriz. Bu ilişkinin iş ortaklığı olarak kabul edilebilmesi için, işin tamamının beraberce üstlenilmesi (işverene karşı işin tamamından beraberce sorumlu olunması) gerekir. İş ortaklıklannın hukuki varlığı yapılacak işin tamamlanmasıyla sona ermektedir.

VERGİDEN MUAF TUTULAN KURUMLAR

Kurumlar vergisinden muaf olan kurumlar, Kanun’un 4. maddesinde 19 bent ha­linde sayılmıştır. Bunlar aşağıda’ amaçlarına göre sınıflandırılarak özet halinde açık- lanmaktadır:

•       Eğitim, kültür amaçlı faaliyet gösteren kamu kuruluşları: okullar, okul atöl­yeleri, konservatuarlar, tiyatrolar, öğrenci yurtlan, sosyal sigorta kurumlan, ceza ve ıslah evleri atölyeleri…, üniversiteler (vakıf üniversiteleri de).

Sağlık, sosyal güvenlik ve spor amaçlı kamu kuruluşları: hastane, klinik, ço­cuk bakımevleri, sanatoryum…, tescil edilmiş spor kulüplerinin idman ve spor faaliyetlerinde bulunan iktisadi işletmeleri ile sadece idman ve spor fa­aliyetlerinde bulunan anonim şirketler.

•       Teşvik amaçlı: münhasıran küçük ve orta ölçekli işletmelere kredi teminatı sağlamak üzere kurulan kurumlar, kooperatifler.

•       Yerel idarelere yönelik: belediyeler ve köyler ile bunlara bağlı müesseseler tarafından işletilen su, elektrik, havagazı işletmeleri; belediye sınırlan için­deki yolcu taşıma işletmeleri, mezbahalar.

•       Diğer: Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), askerî fabrika ve atölyeler.

KURUMLAR VERGİSİNDE MATRAH TESPİTİ, GİDERLERİN, ZARARLARIN DÜŞÜLMESİ

Kurumlar vergisinin konusunu, kurumlarm kazançları oluşturur. Kurum kazancı da gelir vergisi mevzuuna giren gelir unsurlarından oluşmaktadır (KVK m. 1, f. 2). Bu gelir unsurları, Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde 7 kalem halinde sayıl­mış olup ilk dört ünitede açıklanmıştır.

Kurum kazancı, esas olarak faaliyet gelirlerinden (ticari kazançtan) oluşmakta­dır. Ancak, bu gelire ilave olarak kurum kazançlan arasında, gayrimenkul serma­ye iradı ve menkul sermaye iradı gibi faaliyet dışı gelirler de bulunabilmektedir.

Gelir vergisi ile ilgili 2. ünite’de de açıklandığı gibi, ticaret şirketleri ve diğer ku­rumlar vergisi mükellefleri, 1. sınıf tacir olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden bilanço esasına göre defter tutmakta, matrahları da bilanço üzerinden tespit edilmektedir.

Kurumlann vergi matrahının tespitinde, aşağıdaki sıraya göre işlem yapılmaktadır:

1)-  Öncelikle kurumun ticari bilançosu üzerinden, öz sermaye karşılaştırması yoluyla o yılın kârı bulunmaktadır (vergi-öncesi ticari kâr).
2)- Ticari kârın bulunmasında indirim konusu yapılan giderler, vergi yasalarının kısıtlayıcı hükümlerine göre gider olarak kabul edilmiyorsa, bunların “kanu­nen kabul edilmeyen gider” olarak ticari kâra ilave edilmesi gereklidir.

3)-   Ticari kârın hesabında, vergi kanunlarının izin verdiği (aşağıda, Safi Kurum Kazancının Tespitinde indirilebilecek Giderler başlığı altında da açıklanan) bazı giderler dikkate alınmamış olabilir. Bu tip giderler varsa, bunların “di­ğer indirimler” adı altında ticari kârdan düşülmesi gereklidir.

4)-    Yukarıdaki 3 işlemden sonra ulaşılan kâr rakamının içinde, kurumun başka bir kuruma iştirak etmesinden sağladığı ve aşağıda istisnaların Dikkate Alın­ması başlığı altında açıklanacak olan iştirak kazancı varsa, bu miktarın da düşülmesi gerekir. Zira bu kazançlar, iştirak kazançları istisnası adı altında kurumlar vergisinden istisna edilmiştir.

5)-    Yukarıdaki 4 işlemden sonra kalan kurum kazancından, geçmiş yıl zararları bulunan kurumlar, bu zararlarını da düşebileceklerdir, indirilmesine izin ve­rilen zararlar, beş yıldan fazla nakledilmemek kaydıyla geçmiş yılların mali bilançolarında görünen zararlardır (KVK m. 9).

6)-   Arkasından, altıncı aşamada aşağıda istisnaların Dikkate Alınması başlığı al­tında açıklanan bazı istisna ve indirimlerin, bulunan rakamdan düşülmesine sıra gelecektir.

Safi kurum kazancının hesabının nasıl yapıldığı, kısaca şu formülle de açıklana­bilir: “Safi kurum kazancı = Ticari bilanço kân + kanunen kabul edilmeyen gider­ler – (istisna, indirim + zararlar)”.

KAZANÇ TESPİTİNDE KABUL EDİLMEYEN İNDİRİMLER

Kanun, kurum kazancının tespitinde bazı indirimlerin yapılamayacağını hükme bağlamıştır. Bunları transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı (KVK m. 13), örtülü sermaye (KVK m. 12) ve diğer indirimler (KVK m. 11) olmak üzere üç grupta inceleyebiliriz.

Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı

Transfer fiyatlandırması ulusal veya uluslararası boyutta olabilir. Her iki du­rumda da vergi idaresi açısından vergi kaybı anlamına gelir. Uluslararası transfer fiyatlandırması bir devlete ait vergi gelirinin bir başka devlete aktarılması anlamı­na gelir. Bu durumlarda, kurumun ortaklarına veya ilişkide bulunduğu gerçek veya tüzel kişilere, karşılıksız olarak veya emsalin üzerinde menfaat sağlaması söz konusudur.

Örneğin;

•       Emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen bir bedel üzerinden mal veya hizmet alımında veya satımında bulunmaktadır. Örneğin; kurum, o günün piyasa şartlarında 100 liraya yapılan bir hizmeti, 50 liraya yaptığını iddia etmektedir (gelir düşük gösterilmektedir).

•       Emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük bedeller üzerin­den kiralama: Örneğin; kurum, bir ortağının yakınından kiraladığı iş yerine aylık 100 lira ödediğini iddia etmektedir; ancak yapılan incelemede bu iş ye­rinin gerçek kira değerinin 50 lira olduğu tespit edilmiştir (masraflar yüksek gösterilmektedir).

•       Emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faiz ve komis­yonlarla ödünç para alma veya verme: Örneğin; kurum, bir ortağından aldı­ğı krediye %50 faiz ödediğini iddia etmektedir; oysa yapılan araştırmada o tarihte geçerli piyasa faiz oranının %25 olduğu tespit edilmiştir (masrafları yüksek göstermektedir).

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel