İlk İslam Devleti Hangi Devlettir?

İLK İSLAM DEVLETİ

Hz. Peygamber İlâhî vahyi onüç sene Mekke’de tebliğ etti. Bu yıllar, zorluk, sıkıntı, gizlilik, işkence, zulüm yılları olup, müslümanların müşrik düzenin hakimiyeti altında geçirdikleri yıllardır. Akabe Bey’atleri ile de İslâm devleti­nin temelleri atıldı ve Hicret’ten sonra Medine’de ilk İs­lâm devleti kuruldu. Bu İslâmî devletin unsurları şöyle te­şekkül etti:

Hz. Peygamber, Muhacirler ile Ensar arasında kardeş­lik kurdu. Yahûdi ve Arap kabileleriyle antlaşmalar yaptı ve bunlar İslâmî devlete itaati benimsediler. Medine şeh­ri sınırları, İslâmî devletin ilk toprak unsuruydu. Devlet ev­rensel bir mesaja dayandığı için zamanla toprak unsuru­nu genişletti. Çoğu zaman bu genişleme cihat yoluyla yapıldı. Bütün fertler, İslâmî devletin hükümlerine tabi idi. Hz. Peygamber’e itaat dışında bir başka yol yoktu. Dev­letin kişiliğine gelince, İslâmî devlet bağımsız, bağlantısız bir devletti ve varlığı itibarıyla gerçek kişilere dayanıyor­du. (Abdülkadir Udeh, el-islâm ve Avdâ’unas-Siyâsiye, 96-97; M. Beşir Eryarsoy, İlk Anayasa Işığında Peygam­ber (s.a.s.)’in Kurduğu Devlet, Düşünce Dergisi 1. dö­nem, sayı 1,2)

Devletin İşlevleri

Teşri (yasama): Teşri’, yani yasama kuvvetinden mak­sat; genel anayasa kaideleri ile kanunları içine alan, şa­hıslar için bağlayıcı kaideler çıkarma hakkına sahip ol­maktır (Dr. Muhammed Faruk, en-Nebhan, Islâm Anaya­sa ve idare Hukukunun Genel Esasları, Çev. Prof. Dr. Servet Armağan, İstanbul 1980, 351). O halde bu, aynı zamanda hâkimiyet hakkı ile yakından ilgisi olan bir işlev ya da kuvvettir. Teşri yetkisi Allah’a ait olup Rasûlün du­rumu hükümleri tebliğ ve bunları açıklamaktan ibarettir. Devletin teşri’ organı, Allah ve Rasûlü’nün emrine aykırı kanun yapamaz. Bu hükümlerin uygulanması ile ilgi­li kanunlar yapar, düzenler. Hükümlerin tahrif edilmesin­de geçerli yollardan birine bağlanabilir, hakkında hüküm bulunmayan konularda ictihad eder. Hükümlerin uygu­lanması sırasında teşri organının kaynakları Kur’ân, Sün­net, Hulefa-i Râşidin’in tatbikatı ve müçtehidlerin dokt­rinleridir; ayrıca mesalih, örf ve âdet de kaynak olabilir. Bütün kanunlar, hiçbir zaman Kur’ân ve Sünnet’e aykırı olamaz.

İcra (yürütme): Yürütme organının bağı halifedir. Hükü­met, Kur’ân’a dayanır. Şûrâ ilkesine göre hareket eder, imamet makamına bey’atla gelinir. Hükümet, İslâm hü­kümlerini uygulamadan sorumludur.

Kaza (yargı): Adaletin dağıtılması, hak sahiplerine hak­larının verilmesi ve suçların ortaya çıkmasından sonra, suçlunun usûlüne uygun bir şekilde tesbiti ve cezalandı­rılması için, kaza organı gereklidir. Halifenin atayacağı hâkimler, bağımsız olarak, İslâm ilkelerine göre anlaş­mazlıkları çözüme bağlar.

Malî Tasarruf: Hz. Peygamber, hâkim ve idareci tayin ettiği gibi; bulundukları bölgede zekâtı toplamak, topla­nan zekâtı Kur’ân’ın gösterdiği yerlere harcamak, artanıda Beytü’l-Mâl’e göndermek için ayrı bir kurumlaşmaya gitmiştir. Şûrâ, İslâm’a uygun olarak gerektiğinde ek ver­gi kararları alabilir. Halife de bunu yürürlüğe koyar.

Kültür: İslâm’ın yabancı ülkelere tebliğ edilmesi de hü­kümetin görevidir. Öncelikle kendi vatandaşlarının eğitim ve öğretimine ait kararların yürütülmesi de hükümetin sorumluluğundadır.

Denetim: Yöneticileri kontrol etmek, onlara doğru yolu göstermek bütün ümmetin görevidir. Bu görev şûrâ meclisi üyeleri ve İslâm ulemâsı vasıtası ile yerine getirilir.

İslâmî devlet; tek ümmet, tek devlet, tek halife özelliği gösterir, inançta tevhîd, toplumda vahdeti hedef alan İs­lâmî devlette, siyasî parti türü yapılanmalar sözkonusu değildir. Bu, görüşlerin daraltılması olmayıp, her alanda vahdeti gözönünde bulunduran İlâhi düzenin bir sonu­cudur. Devlet, İslâmî hükümlerin yorumlanması konu­sunda da icmaa dayanır. Temel ilke, Allah’ın ipine toplu­ca sarılmak olduğundan, muhalif aşırı ve sapık görüş ve düşüncelere itibar edilmez. Anayasada belirli mezhep veya meşrebin üstünlüğüne yer verilmez, hükümler mu­allakta bırakılmaz; görüş ayrılığı olabilecek konularda hak olan görüşlerden en iyisi tercih edilir. Apaçık deliller­den sonra ayrılıklara ve çekişmelere izin verilmez. Siyasî birliği dağıtıcı ve bozucu bir davaya kalkışanlar cezalan­dırılır. Zaten tebaaya, hükümlerde itaat zorunludur; mu­hayyerliği yoktur.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel