İlahi Adalet Nedir? Gerçekten Varmıdır?

İlahi Adalet

Haksızlığa uğradığımızda ve elimizden bir şey gelmediğinde durumu ilahi adalete sevk eder, tecellisini bekleriz. Adalete olan inancımızı yitirmek istemeyiz. İçsel savaşlarımız ve yaşanılan onca ahlaksızlığın sebebi adalete olan inanç zayıflığıdır. Toplum için oluşturulmuş yasalarla adalet sağlanmaya çalışılırken hep bir şeylerden şikâyet eder, eksikliğinden bahsederiz. Herkesin hakkını rahatça alabileceği bir adalet sistemi tüm toplumlarm en büyük hayalidir. Öteki türlü, kişiler, nasılsa sadece sürüne­ceğiz, hakkımızı alamayacağız düşüncesiyle bir sürü kalpa­zana, arsıza, hırsıza, zorbaya seyirci kalmıştır. Ya da kendi adaletini kendi arama yoluna geçip daha büyük sorunların çıkmasına sebep olmuştur. Tabi bu hususlarda halkı bilinçlen­dirmek de çok önemli Mesela hakaret davası. Ama birine, bana haset ediyor, kibir yapıyor diye dava açamazsınız. Bu hastalıklarının etkisiyle ciddi boyutta bir şey yaparsa o du­rum üzerine açabilirsiniz. Ama hissettiğiniz ya da ufak tefek davranışlarıyla fark ettiğiniz zaman dava açamazsınız. Bunun adaleti nasıl sağlanacak? Sizi rahatsız eden bir sürü davranış içerisine giren, sizi suçlayan, sizi dışlayan, ayrımcılıklar yapan biriyle nasıl bir adalet savaşma girersiniz?

Bu dünyada telafisi olmayan ya da ispatlanamayıp sadece başınızı ağrıtan durumların varlığı sizce neyin ispatıdır? Bu dünyadan ibaret bir yaşam olsaydı böyle bir sistem olabilir miydi? Marx gibi “Din toplum­larm afyonudur.” diyebilirsiniz. İlahi adalet ya da ahiret fikrinin bir teselli olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bu kadar detaylı bir sistemin varoluşu, isteme­seniz de mantık çerçevesinde ilahi adalet ve ahiret fikrine doğru itiyor. Bazı sorunlara çareler bulunurken bazılarının telafisinin olmayışı bize ahiret bilincini veriyor. Yaratıcı neden böyle bir sistem kurmasın ki, çok mantıklı. Her şeyimiz burada hallolup bitseydi kaçımız ahireti ya da Allah’ı anardı. Zaten o zaman imtihan değil, cennet olurdu. İlle de inanmayacağım diyorsan ispatlayamadığımız ya da telafisi olmayan durumlar silsilesinin neden var olduğunu bir düşün.

Geri dönüşü de olmasa, ispatlanamasa da yaşadıklarımız hususunda bir gün adaletin yerini bulacağını bilmek insa­nın iyi insan olma duygusunu yitirmesini engeller ve olgun­laştırır. Bazen bu olgunluğun getirdiği bir sürü nimetle ve huzurla yaşadığımız olayları affedebiliriz bile. ilahi-adalet

Ancak birçok insan ilahi adalete güvendiğini söyler ama iş fiiliyata gelince hiç de öyle olmadığım görürsünüz. Bunun bir nedeninin, hiç mü­cadele etmemek olduğunu, hiç konuşmamak, adalet savaşma emek vermemekten kaynaklı olduğunu düşünürüm. Baştan yaşadıklarını ve adaletsizliği kabul ediyor. Aslında adalete inanmıyor. Kendisine yapıla­nı da başkasına yapılanı da ve bunlara mukabil kendisinin yaptığını da normal görüyor. Yani aslında ahlaksızlığı normal görüyor. Hatta korkunç ama olması gereken olarak görüyor.

Yukarıda bahsettiğim, ken­di içinde bölünmüş psikolojik rahatsızlık geçiren genç kadın, ahlaka, bu sağlıklı görünen insanlardan daha çok değer veriyor sanırım. Kabullenemediği için bu halde ya. Aklıma bipolar hastalığı geçiren bir kişinin cümleleri geliyor. Şöyle diyor: “İlaç kullanma­mın sebebi tedavi değil, ben­de tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık yok. İlaç alıyorum, çünkü çevremdeki herkes deli ve ilaç onlara uyum sağlamama yardımcı oluyor.” Evet, bazen insanların göz göre göre göz yumduğu şeylere seyirci kalmak, en kötüsü de normalmiş gibi davranmak, kişinin kendisini sorgulamasına ve “Bende mi bir acayiplik var?” demesine sebep oluyor ya da rest çekmesine.

Adaletin varlığına inanmak Allah’a inanmaktır, Allah’a gü­venmektir, imandır. İçten içe adaleti hep aradığımızdan, adaletin içini eşitlik kavra­mıyla doldurmaya çalışırken nasıl adaletsiz olduğumuz­dan, adaletin tüm ahlaka nasıl yansıdığından, ilahi adaletten bahsederken geldiğimiz nokta tabi ki iman oluyor. Allah, her şeye adalet nazarıyla bakıp yi­tirmeyenlerden eylesin…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel