faiz ve Faiz Oranı Nedir?

 Faiz Nedir?, Faiz, Faiz Neden Alınır?, Faiz Oranı Nedir?, Faiz Oranı Nasıl Hesaplanır?, Faiz Kelimesinin Anlamı, Faiz Türleri, Faiz Nedir Kısaca

FAİZ VE FAİZ ORANI NEDİR?

Faiz, finansal sistemi ve ekonomiyi en fazla etkileyen değişkenlerden biridir. Faiz; parayı arz edenler açısından bugünkü kullanım hakkından vazgeçmenin getirisi; parayı talep edenler açısından da gelecekte kullanılacak parayı bugünden kullan 

manın bir bedelidir. Piyasa faiz oranı, cari faiz oranı denildiğinde nominal faiz ora­nı ifade edilmektedir. Nominal faize kote edilen faiz oranı da denilir.

Faiz oranının nasıl belirlendiği konusunda literatürde iki teori vardır: Biri, Fis- her’in borç verilebilir fonlar teorisi, diğeri Keynes’in likidite tercih teorisidir. Ödünç verilebilir fonlar teorisinde denge faiz oranının; ödünç verilebilir fon arzı ile ödünç verilebilecek fon talebinin eşitlenmesiyle belirleneceği ifade edilmektedir. Likidite tercih teorisinde ise denge faiz oranının, para arz ve talebine göre belirleneceği ile­ri sürülmektedir. Ödünç verilebilir fonlar teorisinde tahvil piyasasında arz ve talep ele alınarak denge faiz oranı belirlenirken likidite tercih teorisinde para piyasasın­daki arz ve talep kullanılmaktadır. Gerçekte her iki yaklaşım da genellikle benzer sonuçlar vermektedir. Faiz oranının hareketleri analiz edilirken her iki yaklaşım­dan da faydalanılmaktadır.

Ödünç verilebilir fonlar teorisine göre toplam ödünç verilebilir fon arzı “S” ile, fon talebi “D” ile ifade edilirse;

S= Hanehalkı Ödünç Verilebilir Fon Arzı+îşletmelerin Ödünç Verilebilir Fon Ar- zı+Devletin Ödünç Verilebilir Fon Arzı +Yabancıların Ödünç Verilebilir Fon Arzı

D= Hanehalkı Ödünç Verilebilir Fon Talebi+İşletmelerin Ödünç Verilebilir Fon Talebi+Devletin Ödünç Verilebilir Fon Talebi +Yabancıların Ödünç Verilebilir Fon Talebi olarak yazılabilir. Denge faiz oranı ise S=D olmasıyla sağlanacaktır.

Ödünç verilebilir fonlara talep arttığında ve buna ödünç verilebilir fon arzı ce­vap veremediğinde denge faiz oranı değişecek ve faiz oranları yükselecektir. Faiz oranları fon arz ve talebine bağlı olarak değişiklik gösterecektir.

D>S olduğunda faizler yükselecek, D<S olduğunda faizler düşecektir.

Fon arz ve fon talep eden ekonomik birimlerin faize karşı esneklikleri farklılık gösterir. Örneğin, faizler yükseldiğinde bireylerin ve işletmelerin fon talebi düşme yönünde daha esnek iken, devletlerin esnek değildir. Diğer bir ifade ile faizler yükselse de devletin fon talep miktarında önemli bir değişiklik görülmez.

Denge faiz oranı aşağı ya da yukarı hareket ettiğinde kısa sürede yeniden den­geye gelecektir. Şöyle ki, ödünç verilebilir fon arzı, talebin altında ise faiz oranları artacaktır. Faiz oranlarının artması iki reaksiyona neden olur. Yükselen faizler so­nucunda piyasaya daha fazla tasarruf sahibi ödünç vermek üzere gireceğinden fon arzı artacaktır. Diğer taraftan yüksek faiz karşısında bir kısım fon talep eden birim­ler bu faizle ödünç almak istemeyeceklerdir. Bu durumda faiz oranları yeniden dengeye gelecektir.

Faiz Oranı ve Enflasyon

Irving Fisher, enflasyonun faiz oranlarını etkileyeceğini, enflasyon arttığında fon arz edenlerin paranın satın alma gücündeki kaybı dengelemek için ilave prim bek­leyeceklerini ileri sürmektedir.

Nominal faiz oranı “in”, reel faiz oranı “ ir”, beklenen enflasyon E(I) ile göste­rildiğinde;

in=E(I)+ir

Faiz oranlarıyla beklenen enflasyon oranı arasındaki ilişki Fisher etkisi olarak adlandırılır. Eşitlik, reel faizi verecek şekilde yeniden düzenlenirse;

in= in– E(I) olur.

FAİZ ORANI NASIL HESAPLANIR?

Faiz oranları küçük değerlerde olduğunda yukarıdaki eşitlikle reel faiz hesap­laması yapılabilir. Daha hassas bir şekilde hesaplamada;

d + i ) = ———                    eşitliği kullanılmalıdır.

r 1 + £(I)

Eğer nominal faiz oranları beklenen enflasyon oranına eşitse reel faiz oranı sı­fır olacaktır. Gelecekteki enflasyonu bugünden tahmin etmek zor olduğu için za­man zaman negatif faizlerle karşılaşmak mümkündür.

Ödünç verilebilir fonlar teorisine göre enflasyonun yükseleceği bekleniyorsa ödünç verilebilir fon talebinde artış olacağı ileri sürülmektedir. Çünkü bireyler ve işletmeler fiyatlar artmadan önce harcamalarını artırmakta ve tasarruf etme istekle­ri azalmaktadır. Ödünç verilebilir fonlardaki azalma, faiz oranlarında yükselişe ne­den olur. Fisher, enflasyonun faiz oranlarında artışa neden olmasını, fon arzeden- lerin mevcut satmalma gücünü korumak istemelerine dayandırmaktadır. Her iki görüşün de ortak sonucu, enflasyonun faizleri yükselteceği yönündedir.

Örneğin bir yıl vadeli devlet tahvilinin nominal faiz oranı %10, o yıl beklenen enflasyon %8 ise bu tahvile yatırım yapan (fon arz eden) kişinin reel faizi şu şekil­de hesaplanacaktır:

Faiz oranı= (1 + 0,10)   – 1= %1,85 olur.

                       (1 + 0,08)

Burada reel faize ilave edilen enflasyon priminin gelecekteki enflasyon beklen­tisine dayalı olduğunu unutmamak gerekir. Geçmişteki enflasyon oranı gelecekte­ki enflasyon oranından farklı olabilir. Dolayısıyla beklenen enflasyonla gerçekle­şen aynı olmadığında reel faiz de değişecektir.

Yukarıdaki örnekte o yıl gerçekleşen enflasyon oranı %9 olursa;

faiz oranı=    (1+0.10) =  1 =%09 olacaktır. Enflasyon %10 olursa reel faiz

                         (1+0.09)

oranı sıfır olur ki, bu tahvile yatırım yapan kişinin satmalma gücünde bir değişiklik olmayacaktır demektir. Diğer bir ifade ile fon arz etmenin karşılığında gelirinde bir artış olmamıştır. Paranın zaman değeri sıfır olmuştur. Eğer gerçekleşen enflasyon %12 olsaydı;

Reel faiz = (1+0.10) -1  = %1.79

                     (1+0.12)

 

olacaktır. Görüldüğü üzere reel faiz negatif olmuş. tahvile yatırım yapan kişinin parası dönem başındaki değerinin altınatahvile yatırım yapan kişinin parası dönem başındaki değerinin altına düşmüştür.

                   Açıkça görüldüğü üzere reel faize ilave edilecek enflasyon priminin doğru tah­min edilmesi önem arz etmektedir. Bir yıl vadeli tahviller için enflasyon oranını tahmin etmek nispeten kolay olmakla birlikte 5, 10 yıl vadeli bir tahvil için bunu yapmak oldukça zordur. Bu durumda genellikle tahvil vadesi boyunca ortalama bir enflasyon oranı kullanılmaktadır.

 

Faiz Oranlarının Yapısı

Bir menkul kıymetin değeri, piyasa faiz oranlanyla bu menkul kıymeti çıkaran kuru­mun özelliklerine bağlıdır. Menkul kıymet getirilerinde farklılık yaratan faktörler;

•      Ödenmeme riski

•      Likidite riski

•      Vergi durumu

•      Özel haklardan oluşmaktadır.

Ödenmeme riski: Ödenmeme riski, sağlanan fonlar için faizin ya da anaparanın vadesinde ödenmesiyle ilgilidir. Fonların geri ödenmeme riski arttığı ölçüde ilave edilecek prim de artacaktır. Pek çok finansal varlık için ödenmeme riski söz ko­nusu olduğu için, menkul kıymet ihraç eden kurumun kredi değerliliği önemlidir. Diğer tüm özellikler aynı iken ödenmeme riski yüksek olan menkul kıymetlerin tercih edilebilmesi için daha yüksek getiri sağlaması gerekir.

Likidite: Yatırımcılar menkul kıymetlerin kısa sürede ve değer kaybetmeksizin paraya dönüşebilmesini tercih etmektedir. Diğer tüm koşullar eşit iken daha düşük likiditeye sahip olan menkul kıymetler daha yüksek getiri sağlamalıdır.

Vergi Durumu: Yatırımcılar vergi öncesi gelirden daha çok vergi sonrası gelir­le ilgilidir. Çeşitli menkul kıymetlerin beklenen getirisi değerlendirilirken vergi sonrası getiri şu eşitlik yardımıyla bulunabilir:

Vergi Sonrası Getiri Oranı= Vergi Öncesi Getiri Oranı(l-Vergi Oranı)

Vade Yapısı: Menkul kıymetlerin getirilerinin farklı olmasının bir nedeni de va­delerinin farklı olmasıdır. Faiz oranlarının vade yapısı, diğer özellikleri aynı olan menkul kıymetlerin vadesiyle getirisi arasındaki ilişkiyi ifade eder. Vade ile faiz oranlan arasındaki ilişkiyi gösteren eğriye getiri eğrisi denir. Getiri eğrisi artan eğimli, azalan eğimli ve yatay eğimli olabilir. Getiri eğrisi artan eğimli ise uzun va­deli faiz oranları, kısa vadeli faiz oranlarından daha yüksek olmaktadır. Getiri eğ­risinin yatay olması, uzun vadeli faiz oranlarıyla kısa vadeli faiz oranlarının birbiri­ne yakın olduğunu; getiri eğrisinin azalan eğimli olması ise uzun vadeli faiz oran­larının kısa vadeli faiz oranlarından düşük olduğunu ifade eder.

Tahvil ve benzeri finansal varlıklarda değerleme, paranın zaman değeri ile ilgili hesapla­malar konusunda daha ayrıntılı bilgi için; N. Aydın. Finans Matematiği (2010), Detay Ya­yıncılık, Ankara) kitabına bakabilirsiniz.

Özel Koşullar: Bazı menkul değerler, yatırımcıların getiri oranım etkileyebile­cek özellikte çıkarılabilmektedir. Bir özel durum hisse senedine dönüştürülebilir tahvillerin çıkarılmasıdır. Hisse senedine dönüştürülebilir tahviller yatırmasına be­lirli bir sayıda hisse senedi alma hakkını verirler. Piyasada tahvil fiyatları düştüğün­de yatırımcılar ellerindeki tahvili satarak hisse senedi alma yoluna gidebilir. Hisse senedine dönüştürülebilirle özelliği nedeniyle, bu tahvillerin faizi koşulları aynı olan diğer tahvillere göre daha düşük olarak belirlenebilmektedir. Yatırımcıların daha düşük faiz oranına razı olmalarının nedeni, firmanın hisse senetlerinin potan­siyel değer artışından faydalanmak istemelerinden kaynaklanmaktadır. Sermaye piyasaları yoluyla fon sağlamayı amaçlayan şirketler hisse senetlerinin piyasada düşük değerlendirildiğini düşündüklerinde, öncelikle tahvil ihracına giderek hisse senedi sayısını artırmadan fon sağlama yolunu tercih etmektedir.

Yukarıda nominal faiz oranını etkileyen temel faktörler konusunda bilgiler ve­rildi. Bunlardan başka, hükümetlerin uygulamış oldukları mali politikalar ve kon- jonktürel durum da nominal faiz oranlarını etkileyen önemli faktörlerdir. Örneğin, para arzının artırılması hem ekonomik aktivite düzeyini hem de enflasyonu önem­li oranda etkileyecektir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel