Esmaül Hüsna (Allahın 99 Güzel İsmi) ve Anlamları

esmaül hüsna

Esmaül Hüsna, Esmaül Hüsna ve Anlamları, Esmaül Hüsna Arapça Türkçe, Allahın 99 İsmi,  Esmaül Hüsna Nedir

ESMAÜL HÜSNA

Cenâb-ı Allah’ın güzel isimleri.

Yasadığımız dünya, felekler, yıldızlar, ay ve güneş birer âlemdir. Bütün bu âlemler bir ahenk içindedirler. Bu, Al­lah’ın Rab sıfatının bir tecellisidir. Dünyadaki düzenin ka­idelerini koyup, varlıkları bir ahenk içinde yaşatma da Rab sıfatının gereğidir.

Doğmamız, büyümemiz, ölmemiz, insanlardâki yüce­lik, ahlâk, terbiye, kemal hep Rubûbiyet sıfatının yansımasındandır. Gözün görmesi, aklın ermesi, bütün iş ve hareketler, olma ve oluşma Rab sıfatının bir tecellisidir. Onsuz bir hareket ve düşünce yoktur.

Gerek Kur’ân-ı Kerîm’de gerek hâdis-i şeriflerde gecen birçok güzel ismi vardır. Aslında bu isimleri iki grupta ele almak mümkündür:

a)  Hak Teâlâ’nın zatına mahsus bir özel isim olan “Al­lah” lâfz-ı şerifi Ondan başka bir varlık hakkında kullanıl­mamıştır. Kullanılması caiz değildir. Bu ismin tesniyesi (ikil siğası) ve çoğulu da yoktur. Bir başka dile tercüme edilemez, hiçbir kelime onun yerini tutamaz.

b)  Allahu Teâlâ’nın ikinci gruba giren isimleri, sıfatların­dan alınan isimlerdir Ayet ve hadislerde Cenâb-ı Hakk’ın pekçok güzel isminden bahsedilir. Bunlardan her biri O’nun sıfatları ile ilgili ve onlardan alınan isimlerdir. Rah­man, Rahîm, Âlîm, Hâlik vs. gibi. Bu isimler bir başka di­le tercüme edilebilir. Meselâ, Hâlik ismi, yaratan veya ya­ratıcı olarak söylenebilir. Müminin Allah hakkındaki inan­cı, O’nun zâtının mukâddes olduğu, diğer zat ve eşyâyâ benzemediği, yüce sıfatlarla sıfatlandığıdır. Allah kendisini Esmâü’l-Hüsnâ engüze! isimler ile isimlendirmiştir (el-A ‘râf, 7/180; el-isrâ, 17/1 10; Tâhâ, 20/7;el-Haşr, 59/24). Doksan dokuz adet olan bu isimlerin basında “Allah gelir. Diğer isimlerin hiçbiri anlam ve içerik itibarıyla “Allah” isminin yerini alamaz. Bu nedenle, İslâm’a girecek kişi, “Lâ ilâhe illâllah” der; “Lâ ilâhe illarahman” demez. Namaza başlarken, “AllahüEkber”der; “Rahman Ekber” diyemez. Allahu Teâlâ’nın bütün isimleri güzeldir. Kur’an-ı Kerîm’de, ‘‘Allah’ın güzel isimleri vardır. O halde Allah’a o güzel isimlerle dua edin” (el-A’râf, 7/180);

“De ki: “ister Allah deyip dua edin, ister Rahman deyip dua edin; hangisi ile dua ederseniz edin, onun güzel isimleri vardır” (el-isrâ, 1 7/110) buyurulmuştur

Peygamber efendimiz de bir hadislerinde şöyle buyur­muştur: “Allahu Teâlâ’nın doksan dokuz ismi vardır. O isimleri kim ezberlerse (sayar, manasını anlar ve şuuruna ererse) cennete gider, şüphesiz, Allah tektir ve tek olma­yı sever” (Buhârî, Daavât, 68). Allahu Teâlâ’nın isimleri doksandokuz isimden ibaret değildir. O’nun ayet ve ha­dislerde gecen başka isimleri de vardır Yalnız Tirmizî ve ibn Mâce’de geçen bir hadiste bu doksandokuz isim te­ker teker sayılmıştır.

Bu isimler şunlardır:

 1)  ALLAH: Tüm isim ve sıfatlan kendinde toplayan yü­ce Allah’ın zatının, başka hiçbir varlığa verilemeyen ismi­dir.

2)  RABB: Terbiye eden, yaratan, besleyen, mâlik, en mükemmel, sahip tutan ve idare eden anlamlarına gelir. Rabb ismi, yüce Allah’ın umûmî isimlerindendir. Âlemle­rin devamını sağlayan yüce Allah, onların Rabbi’dir. Al­lah’ın her türlü eksiklikten münezzeh olan Rubûbiyeti ve O’nun neticesi olan terbiyesi, besleyip büyütmesi olma­saydı, kainatta ne varlıktan, ne de tekâmül’den hiçbir eser bulunmazdı. Eğer bir kemâlimiz, bir terbiyemiz, öl­çülü bir şekilde doğmamız, büyümemiz, yaşamamız ve ölmemiz varsa bunlarda yüce Allah’ın Rab sıfatının yan­sımasını görmemek mümkün değildir. Bu âlemde görü­len ve bilinen her şeyde yüce Allah’ın sıfatlarının belirtisi vardır.

3)  RAHMAN: Allah’ın pek merhametli, çok rahmet sa­hibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. Sıfat ismi olmakla beraber, bu ismin Allah’tan başkasına verilmesi uygun görülmez. “Çok rahmet sahibi, gayet merhamet­li ve sonsuz rahmeti bulunan” diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız yüce Allah’ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. Dilimizde onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. “Esirgeyici” olarak tercüme edilmesi de doğru değildir. Dolayısıyla bu anlam Rahman isminin tercümesi olamaz. “Acıyan” diye tercü­me edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü kuru bir acıma merhamet değildir. Bilindiği gibi, merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmek­tir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız an­lamı, diğerlerinden anlayamayız. Rahman, “pek merhametli” şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez. Yüce Allah’ın rahmeti, sadece bir iyilik duygu­sundan ibâret değildir. O’nun rahmeti, insanlara iyilik di­lemesi ve sayılamayacak kadar nimetler vermesidir. O halde “Rahman” ismini böylece bilmek ve anlamak ge­rekir. Her gün karşılaştığımız ve içinde bulunduğumuz ni­metler, aslında bize Rahman’ın en güzel açıklamasıdır.

4)  RAHÎM: “Çok merhamet edici’ anlamında bir isimdir. Allah’ın sıfat ismi olmayıp, Allah’tan başka varlıklara da verilebilen bir isimdir. Bu iki sıfat “Rahmet” mastarından türemiş olmakla beraber, aralarında ifade ettikleri anlam bakımından farklar vardır. Rahman ve Rahim arasındaki bu farklar şöylece belirtmek mümkündür:

5)  el-MELİK: Yüce Allah Melik’tir. Yani mülk sahibi, bü­tün eşyanın ve yaratılanların tek mâlikidir. Bütün varlıklar üzerinde emretme, istediği gibi tasarruf etme, hiçbir şar­ta bağlı olmaksızın sahip olma O’na mahsustur. Yarattık­larına emretme, sakındırma, cezalandırma, istediğini ze­lil, dilediğini de aziz etme kudretine sahip olan yalnız yü­ce Allah’tır. O yarattığı mülkünde ve orada olanların hep­sinde yegane hükümdardır. Sonsuz kudretiyle onları ida­resi altında tutan tek yaratık Allah’tır..

6)  el-KUDDÛS: Her türlü hata, gaflet ve acizlikten uzak, eksiklikten beri, mutlak kemâl sahibi anlamında. Allah, sonradan olma ve hiçbir tasvir kayıtlarına sığma­yan, hakkında hiçbir eksiklik düşünülemeyen en mukad­des olan en.yüce varlıktır (el-Haşr, 59/23; el-Cum’a, 62/1).

4)  es-SELÂM: Allah, her türlü eminliğin, salimliğin as­lı olup, ayıptan kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı anlamındadır. Allah, yok olmaktan ve hatıra gelen her türlü eksikliklerden uzaktır. Buna göre dünyadan ve ahiretten emin olmak isteyenleri ve kurtu­luşa ermek dileğinde bulunanları, kurtuluşa erdirecek olan da yalnız Allah’tır (el-Haşr, 59/23).

5)  el-MÜMİN: Allah’ın iman ve güven veren her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran anlamında bir ismidir. Al­lah, korku içinde olanlara emniyet ve güven verendir. Bu bakımdan her türiü korkudan emin olmak için Allah’a il­tica edilmeli, O’na sığınılmalıdır.

6)  el-MÜHEYMİN: Allah’ın görüp gözeten, her şeye şa­hit olan, her şeyi koruması altına alan, onları muhâfaza edip saklayan olduğu anlamına gelir.

7)   el-AZİZ: Allah’ın, hiçbir yönden mağlup edileme­yen, her işinde mutlak gâlip gelen, son derece izzet­li ve yüce olduğu manasına gelir. Hiçbir yönden benzeri olmayan dilediğini yapan ve buna güç yetiren, yüce var­lığını ve kudretini hiçbir gücün mağlup edemediği tek ya­ratıcı Allah’tır.

8)  el-CEBBAR: Allah’ın, yarattığı tüm varlıklarının ihti­yaçlarını karşılayan, her konuda çok güçlü ve kudret­li olduğu anlamındadır. Ayrıca Allah’ın yarattıklarının tü­münü kendi iradesine mecbur eden, dilediğini de zorla yaptırmaya gücü yeten, kesin hükmüne karşı gelinemeyen yaratıcı olduğu anlamına da gelir. Yüce Allah’ın “Cebbâr” sıfatı sebebiyle insanların, işlerine kendi irade­leri ve serbestlikleri olmadığı sanılmamalıdır. Çünkü Al­lah, bildirdiği emir ve yasaklarına uyup uymama konu­sunda insanları kendi iradelerinde serbest bırakmıştır. Şüphesiz insanların, Allah tarafından akıllı ve irade­li yaratılmalarının bir anlamı vardır. Allah, insanı O’nun hükümlerini tanıyıp bilmesi için akıllı, kendi irade ve istek­leri ile O’nun emrine uymaları ve gösterdiği bu yolda yü­rümeleri için de serbest iradeli yaratmıştır.

9)  el-MÜTEKEBBİR: Allah’ın her hususta çok büyük ve azamet sahibi ulu bir yaratıcı olduğu anlamındadır. Büyüklük O’nun hakkıdır. Yaratılmışların hiçbirinin böyle bir hakkı yoktur. Allah, zatında sıfatlarında ve işlerinde, mutlak manada büyüklüğün tek sahibidir. Hiçbir insan için bu mânâda bir büyüklükten söz edilemez. Kendile­rini büyük sanan nicelerinin, Allah’ın sonsuz kudreti ve büyüklüğü karşısında ne kadar küçüldükleri imkân im­kânsız olan bir gerçektir. Büyüklük sevdasına kapılanla­rın yok olmalarına, bazen küçücük bir olay hattâ çok küçük bir yaratık, bir mikrop bile yetmiştir. Bu gerçek kar­şısında insanlar hangi büyüklükten söz edebilirler?.. 

13)  el-HÂLİK: Allah’ın yaratıcı olduğunu belirten bir sı­fattır. Yaratmak ise bir şeyi var etmek, hiç benzeri olma­yan bir şeyi meydana getirmek demektir. Bu manada Al­lah’tan başka hiçbir yaratıcı yoktur. Herşeyi yaratan O’dur. insanların ortaya koydukları şeyler yaratma değil­dir; var olanlardan yeni bir şey elde etmektir. Allah, yara­tandır; O’nun dışındaki tüm varlıklar ise yaratılmıştır.

14)  el-BÂRÎ: Allah’ın, yarattıklarını temiz ve sağlam bir nizâm üzere yaratması, olgunlaştırarak birbirinden fark­lı niteliklerde meydana getirmesi mânâsındadır. Şüphe­siz varlıkları seçip, düzenleyip olgunlaştırarak her birini ayrı bir özellikte yaratan Allah’tır.

15)  el-MUSAVVİR: Allah’ın yaratmış olduğu varlıkların şekil ve durumlarını takdir edip, dilediği şekilde meyda­na getirmesi, şekillendirmesi anlamına gelir.

16)  el-GAFFÂR: Kullarının günâhlarını affeden ve çok bağışlayan yüce varlık anlamına gelir. Günâh işlemek in­sanların özelliği olduğu gibi, onların günâhlarını örtmek ve bağışlamak da yüce Allah’ın ayrılmaz sıfatlarındandır.

17)  el-KAHHÂR: Allah’ın ziyadesi ile kahredici, yok edi­ci yüce bir varlık olduğu manasına gelir. Sonsuz kudreti­nin karşısında hiçbir kimsenin gücü ve kudreti olamaz. Ama serbest iradeleriyle O’nun karşısına çıkma cüretini gösterenlere de lâyık oldukları cezaları tam olarak vere­cektir. Allah’ın kayıtsız üstünlüğüne sınır koyacak hiçbir varlık yoktur.

18)  el-VEHPlÂB: Allah’ın çok hibe eden, çok fazla ba­ğışlayan olduğu anlamına gelir. Hak sahibi olmadıkları halde yarattıklarına çok çok verendir.

19)  er-REZZÂK: Allah’ın bütün yaratıkların azıklarını ve­ren olduğunu ifade eder. Her canlı için gerekli gıdayı bahşedip yaratan ve bol bol veren Allah’tır.

20)  el-FETTAH: Kulların, her türlü güçlük ve sıkıntılarını açan ve kolaylaştıran manasına gelir. Faydalı ilimlere kar­şı insanların kalbini açarak, onların islerini kolaylaştıran, bütün zorluklarını ortadan kaldıran yüce Allah’tır. Her işinde üstün gelen O’dur.

21)  el-ÂLİM: Allah’ın, çok bilen, bilgisi ezelî ve ebedî olan, her şeyi her yönüyle Dilen tek yaratıcı olduğu ma­nasını ifade eder.

22)  el-KÂBIZ: Allah’ın, her şeyi sonsuz kudreti altına alan, bu kudretiyle kuşatıp kavrayan, her şeyi emri altına alıp tutan en yüce varlık oldu

Bu anlamına gelir.

23  )   el-BÂSIT: Allah’ın, her hayrı veren, lütuf ve rahme­tini kullarına yayan yüce yaratıcı olduğunu ifade eder. Al­lah, insanlara rızık, neşe, rahatlık ve bolluk vererek onla­ra lütuf ve rahmetiyle muâmele etmektedir.

24)  el-HÂFID: Allah’ın, emirlerini dinlemeyen, başkala­rını beğenmeyen, büyüklenip hak ve hukuk tanımaz zor­baları rezil, perişan eden anlamına gelen bir ismidir.

25)  er-RÂFİ: Kaldıran, yükselten ve yüksek olan anlam­larına gelir. Gönülleri iman ve irfan ışığıyla parlatan, yük­sek gerçeklerden haberdar eden yüce Allah’tır. Her yö­nüyle yüce ve yüksek olan O’dur.

26)  el-MU’İZZ: İzzet ve ikrâm edici, şeref sahibi anla­mına gelir. Yalancılığa, samimiyetsizliğe itibar etmez.

27)  el-MÜZİLL: Yüce Allah’ın, lâyık olanları zillete düşü­ren, zelil kılan, onları hor ve hakir eden anlamına gelen bir sıfat isimdir.

28)  es-SEMI’: İşiten, işitme kuvve tine sahip olan ve işitme gücünü verendir. O, hiçbir şartla ve kayda bağ­lı olmaksızın işitir.

29)  el-BASÎR: Herşeyi her yönüyle eksiksiz gören, ya­ratıklarına da görme duyusunu veren anlamını taşır.

30)  el-HAKEM: Hüküm koyan, emir veren, varlıklar hakkında hükmünü tamamen icra eden anlamına gelir.

31)  el-ADL: Allah’ın herkese hakkını veren, koyduğu âdil hükümleriyle zulme razı olmayan, zulmü ve zâlimi sevmeyen anlamına gelen sıfatının ismidir. O, hüküm ve­renlerin en hayırlısıdır (el-A ‘raf, 7/85; Yûnus, 10/109; Yûsuf, 12/80).

32)  el-LATÎF: En ince işlerin bile bütün inceliklerini bi­len, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri de yapan, seçilmez yollardan da kullarına çeşitli faydalar ulaştırandır (el-En’âm, 6/103).

33)  el-HABÎR: Herşeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle haber sahibi bulunan, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakandır.

34)  el-HALİM: Acele etmeyen, günahkârların cezasını vermeye güç yetirdiği halde bunu acele yapmayıp, onla­ra yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakandır.

35)  el-AZİM: Çok yüce ve çok büyük olan; sınırsız ve kayıtsız büyüklük, üstünlük de yalnız O’ndadır.

36)  el-GAFÛR: Mağfiret eden, yargılayan, suçları ba­ğışlayan, affeden, insanların beğenilmeyen taraflarını giz­leyendir.

37)  eş-ŞEKÛR: Çok şükre lâyık olan, kendi rızası için şükredilen, şükür olarak yapılan iyi işlerin daha fazlasıyla karşılığını veren, insanlara nimetlerini artırarak şükür mu­amelesi yapandır.

38)  el-ALİYY: YükseK, büyük ve yüce olan; kudrette, bilgide, hükümde, irâdede ve diğer bütün kemâl sıfatla­rında üstün olandır. Herşey O’nun hükmü ve emri altın- dâdır.

39)  el-KEBİR: Büyük, yüce anlamında olup, Allah’ın kâinatı ve ondâkileri hüküm ve kudretiyle idâre eden, her şeyi hükmü altına alan sıfatının ismidir.

40)  el-HAFIZ: Muhafaza eden, koruyup saklayan, yapı­lan işleri bütün ayrıntılarıyla saklayıp, her şeyi belli vaktin­de afet ve belâlardan koruyandır.

41)   el-MUKÎT: Rızıkları yaratıcıdır. 

42 )  el-HASÎB: Herkesin yaptıklarını takdir eden, yapı tanları bütün ayrıntılarıyla bilip her insanı hesaba çekerek yaptığının karşılığını verendir (el-Ahzâb, 33/39).

43)   el-CELÎL: Büyüklük ve ululuğu pek yüce olandır. Sı­fat ve-isimleriyle her türlü büyüklük kendine ait olandır.

44)   el-KERÎM: Cömert, kerem sahibi; muktedir iken af­feden, cömertlik duygusunu veren, va’dini yerine geti­rendir.

45)   er-RAKÎB: Görüp gözeten, murâkebe eden, bütün varlıklar üzerine gözcü olup bütün işierini kontrol altına alandır (en-Nisâ, 4/1).

46)   el-MUCÎB: icâbet eden, isteyene karşılık veren, teklifleri bilen ve O’na yalvaranların isteklerine icâbet eden ve karşılık verendir (el-Bakara, 2/186).

47)   el-VASİ’: Bağışlaması bol ve rahmeti çok olandır. Yarattıklarına maddi ve manevigenişlik verendir (el-Baka­ra, 2/247)

48)  el-HAKIM: Herşeyi inceliğiyle bilen, bu bilgisine gö­re emir ve yasakları vâzeden, buyrukları ve bütün işleri yerli yerinde olandır.

49)  el-VEDÛD; Çok şefkatli, muhabbetli, salih kullarını çok seven ve onlarca çok sevilen, onları rahmet ve rıza­sına erdiren; sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya yegane lâyık olandır. Sevgi ve dostluk hissini yaratandır (Hud, 1 1/90).

50)  el-MECÎD: Şan, şeref, büyüklük ve kudretinden dolayı yüce olan ve güzel işlerinden dolayı da sevilip övülendir. Şeref, ancak kendi emir ve yasaklarına uy­makla elde edilebilir (Hud, 11/73).

51)   el-BAİS: Sebepleri yaratan ve ölüleri diriltendir. İh­tiyaçlarıma göre insanlara peygamberler gönderendir.

52)  eş-ŞEHÎD: Herşeye şahit olan, her şeyi hakkıyla gören, bilen ve muamelesini de buna göre yapandır.

53)  el-HAKK: Varlığı hiç değişmeyen, hiç yok olmayan ve gerçek olandır (el-Hacc, 22/6).

54)   el-VEKİL: Hayatını, O’na tevekkül ederek düzenle­yen ve böylece O’na sığınanların işlerinde kendilerine yardım edendir; idaresinde hiçbir kayda ve şarta bağ­lı olmayandır.

55)  el-KAVÎ: Kudretli, güçlü ve sınırsız kuvvet sahibi olandır. Herşey O’nun kudret ve kuvveti karşısında güç­süzdür; O’na boyun eğmek,zorundadır.

56)  el-METİN: Metânetli, kuvveti çok şiddetli olup hiç­bir iş O’na zor değildir.

57)   el-VELÎ: Emir sahibi ve iyi insanların yani müminle­rin dostu (velisi) olup onlara yardım ederek işlerini yöne­tendir.

58)  el-HAMÎD: Çok övülen, övgüyle değer sıfatlarıyla hamd edilendir. Bütün varlığın diliyle övülmeye lâyık ve her an hamd edilen tek yüce varlıktır.

59)  el-MUHSÎÎ: Allah, çokça veren, sonsuz düşünülse bile her şeyin sayısını her yönüyle bilendir.

60)  el-MÜBDÎ: Hiç yoktan ortaya koyan, vareden, ya­ratandır. O’ndan başka yaratıcı yoktur.

61)   el-MU’ÎD: Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratandır. O’ndan başka yaratıcı olamaz.

62)   el-MUHYÎ: Dirilten, canlandıran ve hayat verendir. O’nun öldürdüğüne kimse hayat veremez (Fussilet, 41/39)

63)  el-MÜMÎT: Öldüren, ölümü her canlıya takdir edip bunu uygulayandır.

64)  el-HAYY: Diri, canlı hiç ölmeyen, hayatı ezeli ve ebedi olandır.

65)  el-KAYYÛM: Baki ve ebedi olan; her şeyin O’nun kudret ve iradesiyle varlığını sürdürebildiği tek varlıktır (el-Bakara, 2/250; Âlu imrân, 3/1).

66)  el-VÂCİD: Var olan ve her şeyi vareden, icad eyleyen; varlığı kendinden olan; dilediğini istediği anda var edip yaratandır. O’na karşı hiçbir şey kendini gizleyemez.

67)  el-VAHİD: Tek, bir olmak, Allah İkincisi olmayan tek birdir. Zatında, sıfatlarında, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı-dengi ve benzeri bulunmayandır.

68)  es-SAMED: Hiçbir şeye muhtaç olmayan, tüm yaratıkların ihtiyacını gide- ren ve her türlü istekte doğrudan kendisine başvurulandır.

69)  el-KADÎR: Kudret sahibi, tükenmez kudreti olan, istediğini dilediği gibi yapmaya muktedir olandır. Her türlü güç ve kuvvet de O’ndandır (el-Bakara,2/20).

70)  el-MUKTEDİR: Gücü her şeye yeten, her şeyi dilediği duruma getiren, kuvvet sahipleri üzerinde İstediği gibi tasarruf edendir.

71)  el-MUKADDİM: Herşeyden önce olan, dilediğin: öne alan; dilediğine maddi ve manevi nimetler verip yük­selten, öne geçiren, ilerlemelerini sağlayandır.

72)  el-MUAHHİR: Herşeyden sonra yine var olan; emir ve yasaklarına uymayanları zelil edip arkaya bırakan, is­tediğini geri koyandır. Sonunda yine sadece O var (ola­rak) kalacaktır.

73)  el-EWEL: Herşeyden önce, öncelerin öncesi, baş­langıçların yaratıcısı ve varlığının öncesi olmayandır.

74)  el-AHİR: Herşey son bulunca O, var olarak kala­caktır. Varlığının sonu yoktur.

75)  ez-ZÂHİR: Görünen, varlığında hiç şüphe olmayan, varlığı her şeyden aşikâr olandır. Her yaratık yaratanının görülen bir şâhididir.

76)  el-BATIN: Gizli, cisim olarak görülmeyen, varlığı gizli olan, ancak varlığı da kesin olarak bilinendir. (Hayal, duygu, akıl ve düşüncenin de görülmeyip eserle varlıkla­rının kesin olarak bilinmesi gibi).

77)  el-VALÎ: idare eden bu büyük kâinatı ve onda her an olup bitenleri idare edip yönetendir, idare etme yete­neği O’nundur.

78- el-MUTE’AL: Yüksek ve yüce varlık… Bilinenlerin en üstün olanı… Akım yaratılmışlarda mümkün gördüğü her şeyden çok yüce olandır.

79)  el-BİRR: İyilik ve güzellik, bağışta bulunma, kullarına yardımcı olma anlamlarında Yüce Allah’ın bir sıfat ismidir. iyiliği ve ihsânı çoktur, iyilik ve ihsan gibi hisler de sadece ondadır (et-Tûr, 52/28).

80)  et-TEVVÂB: Tövbeleri çok kabul eden, tövbe kapısını açık tutarak tövbe etme imkânı verendir. Samimi olarak günahlardan dönüp tövbe edenleri bağışlayandır.

81)el-MÜNTEKİM: intikam alan, günahkârları, adaletiyle yargılayarak lâyık oldukları cezaya çarptıran demektir.

82)    el-AFÜV: Merhametli, daima affeden, günâhlardan dilediğini affedip suçları bağışlayandır.

83)    er-RAÛF: Çok merhamet eden, insanları yükümlü tutmada pek müsâmahalı ve yumuşak davranandır.

84)    MALİKÜ’L-MÜLK: Herşeyin tek sahibi, her ne varsa O’nundur. Herşey üzerinde mutlak tasarruf yetkisi sadece O’na aittir. O halde Ondan başkasına kulluk edilmez.

85)    ZÜLCELÂL-İ VE’L-İK-RÂM: Celâl ve ululuk sahibidir. İkrâm ve ihsân edicidir. Hürmet ve saygıya yegane lâyık ve tüm büyüklüklere sahip olandır.

86)  el-MUKSİT: Doğru hareket eden, bütün işlerini birbirine uygun ve yerli yerinde yapandır.

87)  el-CÂMİ: Derleyen, toplayan, her şeyi kudreti içinde bulundurup dilediğini istediği anda ve istediği yerde toplayandır.

88)  GANÎ: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hakkında noksanlık ve ihtiyaçtan sözedilemeyendir.

89)  el-MACİD: Kerem ve müsâmahası sınırsız olandır, insanlara iyilikle muamele edip onları himâye etme lütfunda bulunan, her türlü sıkıntılarını giderendir.

90)  el-MÂNİ’: Herşey O’nun emir ve korumasına bağlıdır. O’nun emri olmadıkça hiçbir şey olamaz, istemediği şeyin, yani takdir etmediğinin olmasına imkân yoktur.

91)  en-NÛR: Alemleri, bütün kâinâtı nurlandıran, aydınlatan; istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur, aydınlık İhsan edendir.

92)  el-HADÎ: Hidâyet eden, doğru yolu gösteren; hidayet yaratan; istediğini iyi işlerde başarıya ulaştıran, kullarına doğru yolu gösterendir.

93)   el-BEDÎ: Eşi ve benzeri olmayan, bir şeyi en mükemmel yapan, yaratan, eşsiz ve görülmemiş şeyleri va- redendir. Varlıklar âleminde O’nun eşi ve benzeri yoktur. Hayret verici âlemleri yoktan var eden, icad eden O’dur.

94)  ei-BÂKÎ: Sürekli var olan ve var olacak olandır. So­nu olmayandır. Allah’ın varlığının sonu yoktur.

95)  el-VARİS: Tüm varlıkların gerçek sahibi, varisidir. Servetlerin geçici sahipleri yok olduktan sonra da varlığı devam eden ve o servetlerin sahibi olandır.

96)  er-REŞÎD: Doğru yolu gösteren: insanları, peygam­berlerin getirdiği ve tebliğ ettiği kitaplar vasıtasıyla doğru yola iletendir. Allah, bütün işleri ezeli takdirine göre yöne­tip, dosdoğru bir düzen içinde sonuca ulaştırandır.

97-  es-SABÛR: Çok sabırlı, hiçbir şeyde acele etme­yen; kendine isyan edenleri cezalandırmada acele etme­yip, onlara süre verendir.

98-  ed-DAR: Elem ve zarar verici şeyleri hikmetinin ge­reği olarak yaratandır. Yüce Allah, zarar veren şeyleri ya­ratmıştır. Fakat onlardan zarar görmemizi değil, akine maddi-manevi bütün zararlardan sakınarak korunmamı­zı emretmiştir.

99) en-NAFİ: Hayır ve fayda verici şeyleri yaratandır. Bütün olaylar sebepleriyle meydana geliyorsa da, se­bepler yok’u var edemez. Onlar ancak insanların elinde birer vesîle ve Hakk’tan isteme vâsıtası olmak üzere ya­ratılmışlardır.

Allah’ın zâtı, bir: güzel isimleri (esmâü’l-hüsnâ) ise çok­tur. Allah’ın doksan dokuz ismi hadis-i şeriflerde de bil­dirilmiştir. Ibn Kesir, tefsirinde, Buhâri ve Müslim’in Ebû Hureyre (r.a.)’den naklettikleri bir hadis-i şerifte Peygam­berimiz (s.a.s.)’den şöyle buyurduğu rivâyet ediliyor: “Yüce Allah’ın bir eksiğiyle yüz ismi vardır, (yani doksan- dokuz). Kim onları sayarsa cennete girer. O tektir, tek 7 sever. ”

No Responses

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel