Edirnenin Fethi Hakkında Bilgi

Edirne’nin Fethi

Birinci Murad’ın saltanatı ile beraber Osmanlılar için yeni bir şan ve şerefli bir çağ başlamış ve Avrupa’da birçok yerler alınmıştır. Bu fetihler zinciri, Padişahın Kosova savaş alanında şehit edilmesine kadar aksamamıştır. Gelibolu dan pek uzak olmayan Elespon üzerinde kurulmuş Nebotos kalesinin elde edilişi, fetihler zincirinin ilk halkası olmuştur. Osmanlı ordusu buradan Çorlu üzerine yürüdü; hücumla aldı. Buranın komutanı ve subayları cezalarını buldular. Kalenin duvar­ları da yıkıldı. Diğer yerlere de bu ibret oldu. Çorlu’ya yakın Mezelli mevkii ko­mutanı da, böyle bir duruma düşmemek için şehrin anahtarlarını kendiliğinden sultanın eline verdi. Halkı tarafından boşaltılan Burgaz da hasar gördü.

Sultan Murad, ordusunun başında, kuzeye yönelirken Hacı İlbeyi ve Evrenos parlak başarılar elde ettiler. Bunlardan birincisi İpsala ve Malkara arasında bulu­nan Keşan kalesini; İkincisi Kanta kuzen ile karısı İren‘in konutu olup toprak işle­rinin inceliği ve bir tepe üzerinde koni şeklinde yükselen kalesi ile dikkati çeken Dimetoka‘yı aldı. Hacı İlbeyi, bir gece baskınında Dimetoka komutanının oğlunu esir etmişti. Babası, burasını teslim etmek suretiyle oğlunun hayatını kurtardı.

Bu sırada Sultan Murad, Çatal Burgaz‘a kadar ilerlemişti. İki komutanın kendisine katılması üzerine, bir harb meclisinde, Rumların şaşkınlıklarından faydalanılarak derhal Edirne‘nin kuşatılması kararlaştırıldı. Askeri harekat La­la Şahin ile Hacı İlbeyi‘ne tevdi edildi. Bunlar, bir yıl önce, Edirne kapılarına kadar ilerlemiş ve Burgazi denilen kuleyi ele geçirmişlerdi. Padişah, iki beyin teşebbüslerini desteklemek için ordusunun seçkin kısmı ile Edirne yolundan Babaeski‘ye gitti. Edirne’nin mevki komutanı cesaretle Lala Şahın‘in karşısına çıktı ise de, büsbütün yenildi. Ve Meriç’in taşmasından faydalanarak, bir gece, sandalla Aynoz‘a kaçtı. İşte bu zafer, Bizans İmparatorluğu’nun en önemli kalesini Osmanlılara teslim etmiştir.edirne

Edirne, o zamandan başlayarak, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da merkezi ol­muştur. Bundan sonra Osmanlı, Gelibolu’dan Karadeniz’e kadar geçilmez bir du­var gibi uzattığı hat içinde mahpus kalan Kostantiniyye (İstanbul)’yi tehdit etmiş­tir.                                                                  

Edirne bilindiği gibi üç ırmağın kavşağındadır. Bunlardan Ebrus, gul ve ay­va bahçeleri arasından geçerdi. Gülsuyu ve gülyağı, Mısır ve İran’dakiler ile boy öl­çüşürdü. Sabunu, Suriye sabunlarını, şekerlemeleri Konya’nınkilerini aratmazdı. Hele yerinin ve halkının güzelliği dillere destandı. Edirne şehri, birçok şairin dün­ya’ya gözlerini açtığını ve yumduğunu görmüş olduğundan, bilginler ve şairler hakkında dindarca saygı gösteren Osmanlılar burayı Cenab-ı Hak tarafından özel­likle korunan ve medeniyetçe pek ileri bir şehir saymışlardır. Şehri süsleyen yapı­lar, saraylar, çarşılar, camiler, okullar seyyahların dikkatini çekmiştir.

Edirne gerçekten de siyasi ve ticari münasebetleri bakımından sahip oldu­ğu konumu dolayısıyla Osmanlı padişahlarının taht merkezi olmaya değerdi. Bununla beraber, Sultan Murad, konut olarak Dimetoka’yı seçmiş ve orada bir saray yaptırmıştır. Edirne’ye de Beylerbeyi Lala Şahin’i oturtarak Kuzey Trak­ya‘da fetihlere devam etmesini emretmiştir. Evrenos da, bu bölgenin güneyin­de Gümülcine, Vardar gibi yerleri aldı. Bu iki şehirde Evrenos’un hâtırası, sa­dece bunları fethetmiş olduğu için değil, fakat ayrıca birçok cami, kervansaray yaptırdığı ve onlar için yeteri kadar tahsisat bağladığı için de unutulmamıştır. Lala Şahin de zafer sancaklarını Balkan eteklerine kadar ulaştırmış ve Belgrad‘a kadar bütün memlekete pirinç vermekte olan iki Zagra (Eski ve Yeni) ile Filibe‘yi almıştır. Lala Şahin de, Evrenos gibi, Osmanlı ülkesine kattığı şehirle­re ziynet veren ihtişamlı yapılarla adını yaşatmıştır. Bunlar arasında Filibe’de iki ok atımı uzunluğunda ve iki arabanın yan yana geçebileceği bir taş köprü anılabilir. Bu köprünün korunması ve onanm işleriyle görevlendirilen birçok kölelerin ücretlerini ödemeye yeter vakıflar ayırmıştır.edirne-3

Savaş esirlerinin sayısı bu zamanda çok artmıştır. Öyle ki : Bir esirin değen yüz yirmi beş akçeye kadar düşmüştür. Bu değer, ganimetlerin beşte bir miktarı­nın belirtilmesine esas alınmıştır. Karamanlı fakih Kara Rustem, bir gün, Padişa­hın huzurunda; esirlerden alınacak bu vergi uygulaması ile alınacak bir malı tedbirin sağlayacağı faydalar, anlattı. Padişah da bu anlatılanları takdir etti. Bundan sonra, her esirin bedelinin beşte biri, yâni yirmi beş akçenin hazineye bırakılmasını emretti. Esirler üzerine konulan bu vergi “pençık” yahut “ispenç” adını almış­tır. Sonraları gayri müslim (Hıristiyan -yabancı) milletler bu gelenekten şıkayetçı oldukça, o ülkenin esirleri hakkında ayrıcalıklar verilmesi uygun görülmüş ve kapitülâsyorılara da bu husus yazılmıştır.

Sultan Murad Bursa‘ya dönünce, Edirne fethini Asya hükümdarlarına fetihnameler­le bildirdi. Tarih, bu hükümdarlar arasında padişahın komşuları olan Germıyan, Karaman beyleri ile Arap ve Acem Irakları prenslerini kaydeden Bu sıralarda Acem Irak’ı ve Güney ve Doğuda onun sınırlarını teşkil eden Fars bölgesi Muzaf­ferlerden Emir Mübarizüddin Muhammed idaresinde idı. Arap Irakı ile Acem Irakı’nın kuzeyinde bulunan Azerbaycan‘da Şeyh Haşanın oğlu ve İlhanlı sülâle­sinin ikinci hükümdarı Sultan Üveys hâkim bulunuyordu. Bu iki aile, Osmanlı Devleti ile hemen hemen aynı zamanda ortaya çıkmıştır. Çünkü bunlar Cengiz Han‘ın oğulları ve torunları tarafından kurulan hükümetlerin yıkıntıları üzerinde ve kurulmuş oldukları yıllar; Selçuklu Devletinin çöküntülerinden ortaya çıkan, Osmanllı Sultanlığının kurulduğu yıllara rastlıyordu.

Sultan Murad, Filibe fethinden sonra Rum İmparatoru ile bir andlaşma yap­mıştı. Çarpışmaların durmasıyla biraz dinlenme fırsatı çıkmıştı. Bu sırada Padişah devlet idaresinin iç işlerini düzeltmekle uğraşmış ve devletin kumrularını ge­liştirmiştir. Avrupa’da ortaya çıkan yeni bir fırtına Sultan Murad’ı, yeniden Avru­pa’ya gitme mecburiyetinde bırakmıştır.

Filibe’nin Rum komutanı, Sırp Kral, Beşinci Uruş‘a sığınmıştı. Bu adam. Sul­tan aleyhine Sırp hükümdarın, savaşa kışkırttı. Papa Beşinci Urban, bir yaz, bü­tün Hıristiyanları Türklerle savaşmaya, bir Haçlı Seferine çağırıyordu. Macar Kra­lı, Sırp Voyvodası, Bosna Voyvodası, Bosna ve Ulah Prensi, Osmanlılar aleyhine birleşmek için bunu fırsat bildiler. 

Lala Şahin’in, bu müthiş birleşmeye karşı koymak için yeterli derecede gücü yoktu. Bu bakımdan padişaha acele yardım göndermesi için başvurdu. Sultan Murad, Elespon‘da idi. Biga önünden geçerken, orasını, asker için bir toplanma yeri olmak üzere bu şehri geri aldı. Biga, Orhan’ın fethinden sonra, bir süre, kar­deşi Alâeddin’in konutu olmuş ve sonra da düşmanların eline geçmişti. Murad bey, Aydıncık ve Gelibolu‘da bulunan gemilerin hepsini toplayarak kıyıların ko­runmasını onlara tevdi etti. Kendisi de ordugâhını Biga önlerinde kurmuştu. Oy­sa ki, Hıristiyan ordusu sür’atle yürüyerek Meriç’e kadar ilerlemiş bulunuyordu. Edirne’ye iki konaklık yer kalmıştı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel