Demokrasinin Genel İlke ve Kurumları

demokrasiDeğerli Ziyaretçilerimiz Sizlere Bu Yazımızda Demokrasinin İlke ve Kurumları Hakkında Bilgiler Vermeye Çalışacağız İyi Okumalar…

DEMOKRASİNİN İLKE VE KURUMLARI

Demokrasi bütün dünyada vazgeçilmez bir ideali, bir özlemi dile getirmektedir. Dünyadaki hemen bütün ülkeler demokrasiyle yönetildiklerini iddia etmektedirler. Fakat birbirlerinden çok farklı ilke, değer, kurum ve uygulamalara sahip olan bu ülkelerin hepsinin demokrasi ile yönetildiklerini düşünmek yanlıştır. Demokrasinin olabilmesi, bir ülkenin yönetim biçiminin demokrasi olarak adlandıralabilmesi için bir takım ilke ve kurumlara ihtiyaç vardır. Bunlardan bazıları seçimler ve temsil, siyasi partiler, çoğulculuk ve katılım ve hukukun üstünlüğüdür.

 1- Seçimler ve Temsil

Demokrasinin ilk ortaya çıkışı Yunan site devletlerinde doğrudan demokrasi şeklindedir. Site devletlerinde özgür, ergin ve erkek yurttaşlar, meclise doğrudan katılarak görüşlerini ve kararlarını bildirerek yönetime katılmışlardır. Sayıları çok büyük olmayan Yunan şehir devletlerinde uygulanan bu demokrasi türünün (doğrudan demokrasi) bugün sayıları yüz milyonlarla ifade edilen çağdaş devletlerde uygulanması imkansızdır.  Yarı doğrudan (yarı temsil) demokrasi ya da bazı Avrupa ülkelerinde bir dönem uygulanan ”Emredici vekalet sistemi”nin de bugünün çağdaş toplumlarında uygulanabilirliği düşüktür.

Çağdaş toplumlar temsili demokrasi ile idare edilmektedirler. Temsili demokrasi yurttaşların ülke yönetimine belli ölçüde katılmaları ile sağlanır. Bu katılım da seçimler yoluyla gerçekleşir. Demokratik yönetimlerde iktidarın kaynağı ve meşruiyeti halkın mutabakatına (konsensüs=uzlaşma) dayanır. Halk iktidara (yöneticilere) ilişkin tercihini belli aralıklarla yapılan serbest seçimler yoluyla bildirir. Seçim demokratik toplumlar için olmazsa olmaz bir unsurdur. Fakat seçimler hür ve demokratik toplum düzeninin kurulması için yeterli değildir. Tek partili ya da monist rejimlerde seçim gerçek amacından çok uzaktır. Seçimlerin amacına uygun olabilmesi için farklı görüş ve programları savunan siyasi partilerin iktidar yarışına katıldıkları çoğulcu bir toplum yapısının varlığı zorunludur. Böyle toplumlarda seçim siyasi gerginliği azaltır.

Seçimlerle ilgili en önemli sorunlardan biri kimlerin seçmen olabileceğidir. Demokrasi adına verilen mücadelelerin önemli bir kısmını oy hakkının genişletilmesi için verilen mücadeleler oluşturur. Temsili demokrasi açısından iki tür oy kullanma şekli vardır. Bunlar:

a)- Kısıtlı Oy: Bu oy kullanma türünde seçmen olmak belli şartlara bağlanmıştır. Kısıtlı oyun en eski türü vergi ödemeye bağlı oy kullanmadır. Bir başka kısıtlı oy yöntemi de yeteneğe bağlı oy kullanmadır. Bu yöntemde oy kullanabilmek belli bir eğitim almış olmayı gerektiriyordu. Kısıtlı oyun bir türü de cinsiyete bağlı oy kullanmadır. Önceleri demokrasilerde kadınlara oy kullanma hakkı verilmemiştir. Kadınlara oy kullanma hakkı ilk önce ABD’nin bazı eyaletlerinde verilmiştir. Daha sonra 1919‘da Federal Almanya‘da, 1928‘de İngiltere‘de, 1944‘te Fransa‘da ve 1977‘de İsviçre‘de  tanınmıştır. Türkiye‘de 05.12.1934 de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.

Kısıtlı oyun bir türü de ırka dayalı oy kullanmadır. Pek çok ülkede geçmişte siyah ırka oy kullanma hakkı tanınmamıştır.

b)- Genel Oy: Halkın seçmen olabilmesi için ırk, servet, cinsiyet, yetenek vb. şart aranmayan oy türüdür. Bu, seçme yeterliliğine sahip olan herkesin oy kullanabilmesi demektir. Seçme yeterliliği genel oyu zedelemez. Seçme yeterliliği Anayasalar ile belirlenmiştir. 1982 Anayasası’na göre Türkiye’de 18 yaşını dolduran her Türk vatandaşı oy kullanabilir. Yalnız, kısıtlı ve kamu hizmetlerinden yasaklı olanlar oy kullanamazlar. Anayasamıza göre bir de seçim günü oy kullanamayacak olanlar vardır. Bunlarda silah altında bulunan er ve erbaşlar, askeri öğrenciler ve ceza infaz kurumlarında hükümlü bulunanlardır.

Ülkemizde seçmek bir hak olduğu kadar bir görevdir. Bazı ülkelerde oy kullanmak tercihe bağlıdır. Vatandaş dilerse oy kullanır, dilemezse kullanmaz. Ülkemizde oy kullanmak zorunludur. Oyunu herhangi bir sebep olmaksızın kullanmayanlara para cezası verilir.

                         2- Siyasal Partiler

Siyasi partile günümüzde siyasi rejimlerin en önemli unsurlarıdır. ”Siyasi parti üyelerinin düşünce ve menfaatlerini gerçekleştirmek için iktidarı kısmen ya da tamamen elde etmek amacıyla siyasi hayata katılan teşkilatlanmış bir gruptur.” Siyasi partilerde süreklilik, ülke çapında tam bir örgütlenme, iktidarı kullanma isteği ve seçim yoluyla halk desteğini alma çabası vardır. 1982 Anayasası siyasi partileri ”demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları” olarak nitelemiştir. Fakat Anayasada siyasi partinin tanımı yapılmamıştır. Siyasi partilerin tanımı ”Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılmıştır. Kanuna göre ”Siyasi Partiler, anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirtilen  görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak, demokratik bir devlet ve toplum düzeni içerisinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacı güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır.”

Yukarıda ki tanımlardan da anlaşılacağı gibi siyasi partilerde iktidarı elde etme çabası vardır. Bu çaba siyasi partileri diğer siyasi oluşumlardan ayıran en önemli bir farklılıktır. Modern anlamda siyasi partiler 19. yy‘da önce ABD‘de sonrada İngiltere’de ortaya çıkmışlardır.

Ülkemizde Çok partili siyasal hayata 1945 yılından sonra geçilmiştir. Siyasi partilere ilişkin esas ve usuller 1982 Anayasası ve bu Anayasaya uygun olarak hazırlanmış olan Siyasi partiler kanununda gösterilmiştir.

3- Çoğulculuk ve Katılım

Çoğulculuk çağdaş demokrasilerin ön koşuludur. Düşünce ve düşünceyi ifade etme hürriyeti en temel insan haklarından biridir. Çoğulcu demokrasi kültürel tekelciliği dışlar. Demokratik toplumlarda bireyler arasındaki tek benzerlik farklı oluşlarıdır. İnsanlar farklı felsefi ya da siyasi düşüncülere sahip olabilirler. Farklı kültürlerden gelebilirler. Farklı dinlere inanabilirler. Yaşam tarzlarıyla, giyim kuşamlarıyla, inanç ve değerleriyle çok farklı özellikler gösterebilirler. Sahip oldukları inanç ve düşünceleri başkalarıyla paylaşmak isteyebilirler. Çoğulcu demokrasi, hiçbir inancı, hiçbir felsefi görüşü, kültürü ya da dini bastırmaya, ortadan kaldırmaya çalışmaz. Hiç kimseyi başkası gibi davranmaya, başkası gibi düşünüp yaşamaya zorlamaz.

Çoğulcu demokrasi tek tip toplum yaratma dayatmasına karşıdır. Tarihte tek tip toplum yaratma gayreti içinde olan çeşitli diktatörler olmuş ve bu diktatörler ülkelerine ve halklarına büyük zararlar vermişlerdir. Fransız Devrimi sonrası ortaya çıkan Jakobenler, Almanya‘da Hitler, Rusya‘da Stalin, İtalya‘da Mussolini, İspanya‘da Franco tek tip toplum yaratma hayaliyle büyük insan hakları ihlallerine, savaş ve acılara yol açan diktatörlerden bazılarıdır.

4- Hukukun Üstünlüğü

Hukuk Devleti deyimi ilk defa 19. yy. ortalarında Almanya’da kullanılmış olan ”Rechsstaat” kelimesinden gelmektedir. Fransızcada ”Etat de Doriot” sözcüğü hukuk devleti karşılığı olarak kullanılır. Anglo Sakson ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkede  de ”rule of law” ”Hukukun Üstünlüğü” ifadesi tercih edilmektedir. Hukuk devleti ile hukukun üstünlüğü ifadeleri arasında kayda değer bir farklılık bulunmamaktadır.

Bir devlette yasaların yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlaması, temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye kavuşturulması, devlet erklerinin birbirinin alanına müdahale etmemesi, yasaların anayasa ve insan haklarına uygun olması, kişilerin hukuk önünde eşit olmaları, yargının hür ve bağımsız olması durumuna hukukun üstünlüğü adı verilir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel