Cehennem Nedir? Cehennem Nasıl Bir Yer?

cehennemCehennem; İnkarcıların ve günahkarların ahirette cezalandırılacakları yer.

Cehennemin (cehennem, cihinnam) derin kuyu; hayırsız, uğursuz anlamına gelen Arapça asıllı bir kelime olduğunu ileri süren İslam bilginleri olmuşsa da dil alimleri bu konuda tereddüt etmişlerdir. 

Ölümden sonraki hayatla ilgili inançlar hemen hemen bütün dinlerde mevcuttur. Buna paralel olarak kötü davranışların cezalandırılacağı da kabul edilmektedir.

Cehennemdeki azap ateş, duman, susuzluk ve karanlık şeklinde olacaktır. Bazı Yahudi bilginleri ahirette kefaret ödeyerek günahtan arınmanın ve ahirette azaptan kurtulmanın mümkün olmadığını savunurlar. Ancak bazı metinlere göre yaşayanların dua ve sadakaları ölüyü cehennemden kurtarabilir. Günahı az olanlar cehennemde on iki ay kalıp çıkacaklar, diğerleri orada ebediyen kalacaklardır. Dinlerinden dönen Yahudiler için azap ebedidir. Orası geri dönülmeyen, derin, gizli, her şeyin toz ve koyu karanlıklarla karartıldığı bir yerdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de cehennemin tasvi­riyle ilgili âyetler (bu âyetler için bk İbn Kesîr, II, 202-211) onun yapısından çok işleyişini, yani azap türlerini konu edin­miştir. Ancak münafıkların cehennemin en aşağı tabakasında olacağını (en-Nisâ 4/145) ve cehennemin yedi kapısının bulunduğunu (el-Hicr 15/44) ifade eden âyetlerle cehennemdeki “dar mekân”- dan bahseden âyet (el-Furkân 25/13) ve “derin kuyu” demek olan hâviyeden (yk. bk.) söz eden âyetlerde cehennemin ya­pısı hakkında bazı bilgiler verildiği gö­rülmektedir. İslâm âlimleri cehennemin yedi kapılı oluşu üzerinde durmuşlardır.

Ebüssuûd’a göre kapıların daha az veya daha çok değil de yedi oluşu, oraya gir­meye sebep olan vasıtalarının (beş duyu organı, şehvet ve gazap temayülleri) aynı sayıda olmasıyla ilgilidir (İrşâdü’l-‘akli’s- selîm, V, 79). Elmalılı Muhammed Ham- di ise şöyle bir yorum yapmaktadır: İnsanın mükellefiyet organları beş duyu ile birlikte kalp ve tenâsül uzvudur. Mâ­nevi anlamdaki kalp kapısı açık olursa kişi doğru yoldan yürüyerek cennete gi­rer, aksi takdirde yedi organ mükellefi yedi çeşit azaba sürükler. Nitekim cen­net ehlinden söz eden âyetlerde onların kalplerinde kin ve kötülüğün bulunma­dığı ifade edilir (Hak Dini, İV, 3065-3067). Bazı âlimler, Kur’an’da yer alan “yedi kapı” (seb’atü ebvâb) ifadesinden (el-Hicr 15/44) gerçek anlamdaki kapı mefhu­munu anlamışlar ve cehenneme girecek­lerin sayısının çok olması sebebiyle ka­pıların da çoğaltıldığını kabul etmişler­dir. Nitekim Zümer sûresinde (39/71) inkârcıların cehenneme grup grup sevkedileceği ve yanına vardıklarında kapı­larının açılacağı beyan edilir. Yedi kapı­nın, cehenneme gireceklerin dinî hayat durumuna göre azap açısından farklı ni­telikler taşıması ve girenleri farklı me­kânlara götürmesi de mümkündür; Hicr sûresindeki ilgili âyetin devamı da bunu göstermektedir. Diğer bazı âlimler ise yedi kapının cehennemin yedi tabakası­na işaret ettiğini kabul etmişlerdir. Üst üste katlar şeklinde düşünülen tabaka­ların en üstte bulunan birincisinin ce­hennem, en altta bulunan yedincisinin hâviye olduğu bu âlimlerce benimsen­miştir. Cehennem, azabı en hafif, hâvi­ye ise en şiddetli olanıdır. İkisi arasında kalan tabakalar, cehennemin isimleri sayılırken söz konusu edilen tabakalar olup yukarıdan aşağıya doğru şunlar­dır: Lezâ, hutame, sair, sakar, cahîm. Bunların sıralanmasında farklılıklar gö­ze çarptığı gibi buralarda cezalandırıla­cak kişilerin kim olduğu konusunda da farklı telakkiler mevcuttur. Hemen bü­tün Sünnî âlimler, azabı en hafif olan birinci tabakada günahkâr müminlerin bir süre kaldıktan sonra buradan çıka­rılacağını, yedinci tabakada ise müna­fıkların azap göreceğini kabul ederler. İkinci tabakadan itibaren de yahudiler, hıristiyanlar, Sâbiîler, ateşe tapanlar ve müşrikler cezalandırılacaktır. Ancak ye­di kapı ifadesini yedi tabaka şeklinde anlamak, Kur’an’da geçen bazı isimler­le bunları adlandırmak ve sakinlerini be­lirlemek İlmî bir esasa dayanmamakta­dır. Nitekim Kurtubî, âhiret halleriyle il­gili meşhur eserinde yedi kapı-yedi ta­baka etrafındaki görüşlerden söz eder­ken bu konuda sahih hiçbir naklin mev­cut olmadığını belirtmekte ve Kur’an’da yer alan cehennem isimlerinin onun bel­li bir yerinin değil tamamının adı oldu­ğunu söylemektedir (et-Tezkire, s. 444- 445). Muhaddis İbn Kesîr de Hz. Pey­gamber’e nisbet edilen ve yedi tabaka­dan bahseden hadisin sahih olmadığı­nı kaydeder (en-Nihâye, II, 237). Esasen Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan bu yedi isim­le cehennemin yaygın adı olan nâr keli­mesinin Kur’an’daki kullanılışları incele­necek olursa bu kelimelerin hepsinin ce­hennemin tamamını kapsayacak şekil­de tekrar edildiği görülür. Şöyle ki, İbrânîce asıllı olduğu anlaşılan cehennem kelimesi dışında diğer altı kelimenin ta­mamına yakını ilgili âyetlerin sonlarında yer almıştır. Özel bir üslûbu olan Kur’an metninde âyet sonlarındaki ses uyumu dikkate alınarak hepsi de cehennemin adı olan altı ismin seçiminde seci sağla­ma amacının gözetildiği kabul edilebilir.

Kur’ân-ı Kerîm’de cehennemin tas­viriyle ilgili olarak ayrıca etrafını saran bir duvardan da söz edilir (el-Kehf 18/ 29) Sürâdik kelimesiyle ifade edilen bu ihata duvarını, kelimenin sözlük anla­mından faydalanarak “ateşten veya du­mandan oluşmuş bir engel” olarak açık­lamak mümkündür.

Cehennemin yapısına dair hadis lite­ratüründe yer alan rivayetlerin sahih olanlarından anlaşılan tek şey, onun çok geniş ve derin bir mekân oluşundan iba­rettir (söz konusu rivayetler için bk. İbn Kesîr, II, 225-234). Fecr sûresinin kıya­meti tasvir eden âyetleri içinde, “O gün cehennem getirilecek ve o gün insan her şeyi anlayacak” (89/23) meâlindeki İlâ­hî beyana dayanarak cehennemin fiilen hareket ettirileceğini söylemek isabetli değildir. Fahreddin er-RâzFnin belirttiği (Mefâtîhu’l-ğayb, XXI, 175) ve müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi’nin de tercih ettiği gibi (Hak Dini, VII, 5811) bu âyette söz konusu edilen getiriliş, cehennemin kıyamet halkına gösterilmesinden iba­rettir.

No Responses

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel