Bisikletin İcadı ve Mucidi

 

Bisikletin İcadı

Günlük hayatımızı kolaylaştıran, bir bakıma elimiz ayağımız olan çoğu vasıta-gerecin nasıl buluş edildiğini hiç düşündünüz mü? Mesela; bir tuşla uzakları yakın eden telefon, dünyayı ufacık bir ekrana sığdıran bilgisayar, mutfaktaki en büyük yardımcılarımız robotlar, ayağımızı yerden kesen arabalar… Bütün bu buluşlar hayatımızın vazgeçilmezleri arasında. Peki, bugünlere nasıl gelindi, hangi aşamalardan geçti? Hiç şüphesiz hepsinin bir öyküsü var.

Hayatımızı renklendiren buluşların nasıl gelişip dönüştüğünü, şu zamana kadar kadar hangi evrelerden geçerek yaklaştığını sizler amacıyla araştırdık.

ilk-bisikletBisiklet icadının esası bir iki tekerlekli ve pedalsız bir oyuncaktır. Fransa‘dan çıktığı rivayet edilen bisikletin mucidi; Fransız Sivrac Kontu. Bu buluş; aynı büyüklükte iki tekerlekten meydana gelen tahtadan yapılmış bir vasıtadır. Oturma yeri tekerlekleri birleştiren çubuğun üstüne yerleştirilmişti. Sürücüler, çubuğu bacakları arasına alarak oturuyor ve aracı ayaklarıyla iterek yürütüyorlardı.

 

ilk-bisikletIngiltere‘de Velocıpede yapımı işine ilk olarak Coventry Dikiş Makineleri Şirketi el artı. Demir telli tahta tekerleklerden ortaya gelen bu kolay taşıta sarsak adı takılmıştı. Ayna dişlisinin ve rublenin icada bu garip hale son verdi. Ayna dişlisi kadro üstüne takılan pedallara, daha ufak olan ruble de arka tekerlek göbeğine takıldı. Her iki dişli bir zincir vasıtasıyla birbirine bağlanır. Öndeki büyük dişliyi pedala bir defa döndürmek arkadaki ufak dişlinin birkaç defa dönüşünü sağlıyordu.

Benzer vasıtalar 1816’da J.Niceonore fveoce (1785 – 1833) (bir fotoğraf basma yönteminin de bulucusu) ve bir sene sonra da Alman Baron Kar; VonDraıs tarafından yapılmıştır. Önceleri tedirginlikle yaklaşılan buluş halk doğrulusunda sevilir ve moda olur. Draıs‘in yaptığı vasıta kısa zamanda İngiltere ve Almanya‘da ”draisine ya da eğlence at’‘ adıyla yaygınlaşır.

1855’te Fransız Emest Michaux’un, adına “Velo” dediği bisiklette, pedalı etkin ola­rak tüketilir ve Velocipede ismi altında İskoçya‘ya gider. Bisikletin Bugünkü halinin tasarımı bu sayede ilerlemiş ve gerçek bisikletin doğuşu oluşturur. Böylece makineyi sürerken insan enerjisinden düzgün şekilde yararlanmak müm­kün olur. 1864’de bisikletin seri üretimine geçilir. Bisikletin ilgi görmesi başka devletle­rinin de dikkatini çekmektedir. 1800‘lerin ikinci yarısında Fransa Savunma Bakanlığı bisiklet üretimine destek sunar ve 1871‘de imal edilen bisiklet­ler Almanya ile oluşturulan savaşta kullanılmaya başlanır.

bisikletBu tarihe kadar oluşturulan Velocipede (velospit)’lerde pedalın bir dönüşü tekerleği de fakat bir defa döndürebiliyordu. Bu yüzden Velocipedenin hızının ön tekerleğin büyüklüğüne bağlı olduğu sanıldı. tekerlek ne kadar büyürse taşıt da o kadar süratli gidecekti Böylece ön tekerleğin çapı 75 sm‘den 162 sm‘ye kadar artarken arka tekerlek de 30sm‘ye kadar küçüldü Artık Velocıpede bütünüyle oransız bir şekil almıştı. Üstelik bu kadar yüksek bir bisikletin üstüne çıkıp oturmak ancak çok uzun boylu kimselerin başarabileceği bir işti (Kısa boylular 3 tekerlekli velocipede’le yetinmek zorundaydılar).

Ondokuzuncu yüzyılın çukur ve hendekli yolların­da tahta tekerlekli velocipedele dolaşmak, beğeni olmaktan çok bir eziyetti. 1888’de John Dunlop‘un hava dolu ya da şişirilmiş lastiği buluşu, bisiklet tarihinde dönüm noktası oldu, işte bu buluş velocipede’i sarsıntılı, bir taşıt olmaktan çıkararak rahat ve kullanımı kolay bir hale getirdi. Bununla birlikte velocipede’in denk geldiği zorluklar bitmiş değildi. Arka te­kerlekler, ayna dişlisinin sayesinde dönerken pedallar da birlikte dönüyor, yokuş aşağı inerken bile pedal çevirmek gerekiyordu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel