Babanzade Ahmed Naim Bey Kimdir

Ahmet Naim Kimdir?

Ahmet Naim; 1872 yılın­da, babasının memuriye­ti dolayısıyla bulunduğu Bağdat’ta doğdu. Bağdat Mekteb-i İbtidâisi ve Rüştiyesinden sonra İstanbul’da Galatasaray Sultânîsi’ni ve Mülkiye Mektebini bitirdi. Hari­ciye Nezareti Mütercim Odasında ve Maarif Nezaretinde çeşitli görev­lerde bulundu. 1914-1933 yılları arasında İstanbul Üniversitesinde felsefe hocası olarak görev yaptı. Felsefi ve dinî konularla ilgili eserleri bulunan Ah­met Naim, 13 Ağustos 1934 tarihinde vefat etti. En meşhur eseri, Buhârî’nin muhtasarı Tecrîd-i Sarih tercümesidir.

Ahmet Naim’in mezun olduğu okullarda, devle­tin ihtiyaç duyduğu bürokratları yetiştirmeye yöne­lik bir eğitim verilmekteydi. Buralarda din öğretimi sadece temel dinî bilgilerle sınırlıydı. Dinî alanda yetişmek isteyen bir kimse ya medresede öğrenim görmeliydi ya da yaygın din eğitimi veren cami, mescit, tekke gibi yerlerdeki özel derslere devam et­meliydi. Klasik medrese eğitimi görmeyen Ahmet Naim’in, cami, tekke gibi yerlerde verilen derslere devam edip etmediği de bilinmemektedir.“ 

Ahmet Naim, yaşadığı dönemdeki birçok öğrenci gibi ilk dinî terbiyesini ailesinden, mahallesinden almış, daha sonra özel okuma ve gayretleriyle bu bilgilerini geliştirmiştir. Üniversite çevresindeki kahvehanelerde öğrenci­lik yıllarından itibaren bu amaçla katıl­dığı İlmî sohbetler ve okuma gruplarına, uzun yıllar devam etmiştir.3 Ahmet Naimin üniversitedeki görevi sırasında da mesai dışı zamanının çoğunu geçirdiği kıraathane de denilen bu mekânlar, o dönemde birer kültür ve edebiyat mer­kezi durumundaydı. Buradaki İlmî ve edebî sohbet­lere dönemin tanınmış şairleri, edipleri, yazarları ve ilim adamları katılırdı. Bu mekânlar arasında Beyazıt Camii civarındaki Küllük Kahvehanesi, Direklerara- sı’ndaki Melami Şeyhi Mustafa Efendinin Çayhanesi ve İsmail Ağanın Çayhanesi, Ahmet Naimin sıklıkla uğradığı yerlerdendir.

Ahmet Naim’in bu mekânlardaki ilk çalışmaları edebiyat üzerinedir. Burada tanıştığı Mehmet Âkif babanzade ahmed naim beyErsoy’la sık sık bir araya gelip edebi sohbetlerde bu­lunurlardı.

Ahmet Naim yazı hayatına, meşhur Arap şair­lerinden yaptığı ve devrin edebiyat dergilerinden olan Servet-i Fünûn mecmuasında yayımladığı şiir tercümeleriyle başlamıştır. O dönemde Arap ede­biyatını bilmeden iyi bir edebiyatçı olunamayacağı için ilk çalışmalarını Arap edebiyatı üzerine yoğun­laştırdığı anlaşılmaktadır. Mehmet Âkif ve Mehmet Şevket Bey gibi dostlarıyla uzun süre Arap edebi­yatına dair okumalar yapmıştır. Direklerarası ndaki çay bahçesinde bir araya gelip Muhyiddîn-i Arabi (ö.638/1240), Müberred (Ö.286/899) gibi meşhur isimlerin kitaplarını okuyan bu üç dost zamanla dönemlerinin, klasik Arap edebiyatını en iyi bilen kişileri hâline gelmişlerdi.

Düşünce Dünyası

Ahmet Naim, seküler eğitim gören dindar neslin ilk örneklerindendir. Doğu-Batı kutuplaşmasının, hayatın her alanında keskin şekilde hissedildiği bir devirde yaşamıştır. Bu devirde mektep-medrese, Doğu-Batı, felsefe-din, iman-bilim asla bir araya gelemeyecek zıt dünyalar olarak görülmekteydi. Dindarlar, ‘din ya vahid/küll ya sıfır’ Batıcılar da ‘medeniyet ya küll ya sıfır’ diyorlardı. Yani dindarlar dinin bütün olarak alınmasını savunurken, Batıcılar da medeniyetin bütün olarak alınmasını, dolayısıyla topyekûn Batılılaşmayı savunuyorlardı.

Ahmet Naim, her iki tarafı da tanıyarak yetiştiği için arada keskin bir zıtlık ve uzlaşmazlık görmüyor­du. O, dinin bütünlüğünden taviz vermeyi asla kabul etmezdi.16 Bununla birlikte Batı­nın iyi taraflarını almayı da dine aykırı görmezdi. Bu yüzden sözü edilen karşıtlık, onda bir yakınlaş­ma ve senteze dönüşür. Batı tarzı bir eğitim alan, yabancı dil ve Batı felsefesi öğrenen ama aynı zaman­da ibadetini yapan ve dinî ilimlere de vakıf kişiliğiyle iki farklı dünya­yı hayatında birleştirmiştir.

O yıllarda, günümüzdeki ‘fa­külte’ kelimesinin karşılığı olarak kullanılan mekteplerde okuyan­larla medreselerde okuyanlar farklı eğitim sistemleri ve dünya görüşüyle yetişmekteydiler. Mekteplerde ve medre­selerde farklı bakış açılarıyla yetişen kesimler ara­sındaki karşıtlığın, zamanla ne kadar keskin ve trajik hâle geldiği, devrin aydınlarının Ahmet Naim’in her iki dünyayı kendi kişiliğinde birleştirmesine verdik­leri tepkilerde açıkça görülmektedir. Şair ve edebiyat­çı Mithat Cemal Kuntay (ö. 1956) Naim’le ilk karşı­laşmasını anlatırken, “Namaz kıldığı için, onu ben, Fransızca bilmez sanmıştım.” diyerek şaşkınlığını ifade edecektir.17 Ahmet Naim’in Müslümanlığının Avrupa filozoflarının fikirlerinden etkilenmemesi de Kuntay için oldukça şaşırtıcı olmuştur. Kuntay a göre bu iki dünya Ahmet Naim’in kafasında birbirine karışmadan yan yana duruyordu; ya da kafası gâvur, kalbi Müslümandı. Kimine göre ise o, Doğunun feyzini/kültürünü Batının bilimiyle birleştirmişti.

Ahmet Naim’in yaşantısında ve yazılarında bir karşıtlığın izleri görülmez. Dönemin hatırat kitap­larında, Ahmet Naim’in düşünce ve davranışların­daki tutarlılığı hayatının sonuna kadar koruduğu ifade edilmiştir.20 Fikirlerinde ve düşüncelerinde 

gayet tutarlıdır; birine yer açmak için diğerini azalt­ma ihtiyacı duymaz. Onu diğerlerinden ayıran özel­lik, her iki dünyayı da bilerek ve tanıyarak yetişmiş olmasıdır. O Batı felsefesini çalışmıştır, ancak bunu hikmet olarak adlandırmış ve hikmeti de müminin yitik malı olarak görmüştür. Medeniyet âleminde ortaya çıkan her gelişmeyi İslâm’a doğru atılan bir adım olarak değerlendirmiştir.

Batı eğitim tarzıyla yetişmesine rağmen İslâmî ilimleri de öğrenmeye çalışan Ahmet Naim, onlara daha çok önem vermiştir. Öyle ki dinî ilimlere vakıf olmayan kimseleri modern ilimlerdeki seviyeleri ne olursa olsun ilim sahibi olarak değerlendirmezdi. Bu yüzden dinî eğitimdeki eksikliğini telafi etmek için yoğun bir çaba içine girmiştir. Hadis ilmine olan sev­gisini, hayatının son zamanlarında “Keşke sadece hep hadis ilmiyle uğraşsaydım.” ifadesiyle dile getirmiştir.

 

Namaz Kılan Galatasaraylı

Ahmet Naim’in bir Osmanlı paşası olan babası Mustafa Zihnî, İslâm düşüncesi ve akaidine dair kitaplar yazacak seviyede dinî bilgiye sahiptir. Bu yüzden Ahmet Naim’in temel dinî eğitimini aile­sinden aldığını tahmin etmekteyiz. Zira Galatasa­ray Sultânîsi’ndeki arkadaşları arasında, terbiyeli, çalışkan, abdestinde namazında, haramlardan uzak duran bir öğrenci olarak tanınmaktadır.

Mehmet Akif’in Ona İthaf Ettiği “Secde” Şiiri

Ahmet Naim’in gençliğindeki bu dindarlığından en çok etkilenen kişilerden biri de Mehmet Âkif Ersoy’dur. Mehmet Akif’le tanışması, üniversite yıl­larında Melami Şeyhi Mustafa Efendinin Çayhanesinde olmuştu. Âkif, Naim Bey’le tanıştığı sırada birçok mektepli genç gibi zihni, akidesi tereddüt­lerle dolu idi. Âkif, onun hem çok iyi Fransızca hem de Arapça bilmesi, aynı zamanda sağlam ve şüphelerden uzak bir akideye sahip olmasından çok etkilenmişti. Hint ve Mısır âlimlerinin eserleri ka­dar Avrupa kitaplarını da okuyan Naim’in beş vakit namazını aksatmaması, Âkif’i şaşırtmıştı. Naim’in kesin bir inancın eseri olan secdelerinin Âkif için manası çok büyüktü. Kuntay’ın deyimiyle Âkif, kar­şısında böyle gerçek bir ilim adamı görünce ona teslim oldu. Mehmet Akif’in, inançlı bir şair olarak yetişmesinde büyük etkisi olan Ahmet Naim’le kırk iki sene süren dostluğu böyle başlamıştı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel