Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinde Demokrasi ve İnsan Hakları

ATATÜRK’ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLERİNDE DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI

Mustafa Kemal Atatürk konuşmalarında yazılarında ve söyleşilerinde demokrasi ve insan hakları konusuna pek çok defa değinmiştir.

Atatürk egemenliğin halka ait olması gerektiğine inanıyordu. Bir konuşmasında ”Toplumda en yüksek hürriyetin en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması ancak ve ancak tam ve kat’i manasıyla milli egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir. Toplumumuzda, devletimizde hürriyet sonsuzdur. Ancak onun hududu, onu sonsuz yapan esasın korunmasıyla mevcut ve çevrilidir.” diyerek bu düşüncesini dile getirmiştir.

Atatürk hürriyetin sınırsız olamayacağını, başkalarına zarar veren düşünce ve davranışların özgürlük olarak değerlendirilemeyeceğine inanıyordu. Bir konuşmasında ”Bir insan, belki kendi arzusiyle şahsi hürriyetini yok etmek ister, fakat bu teşebbüs koca bir milletin hayatına ve hürriyetine zarar verecekse, muazzam ve şerefle dolu bir millet hayatı, bu yüzden sönecekse ve o milletin çocukları ve torunları bu yüzden yok olacaksa bu teşebbüsler hiçbir vakit meşru ve kabule değer olamaz. Ve hele böyle bir hareket hiçbir vakit hürriyet namına müsamaha ile telakki edilemez.” diyerek bu düşüncesini dile getirmiştir.

Atatürk baskıcı yönetim anlayışını reddeden bir devlet adamıdır. Yaşadığı dönemde Batıda çeşitli diktatörler ortaya çıkarken kendisi diktacı anlayışına karşı çıkmıştır. Bir konuşmasında ”Korku üzerine hakimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hakimiyet payidar olmaz. Böyle bir hakimiyet ve diktatörlük ancak ihtilal zuhurunda muvakkat bir zaman için lazım olur.” diyerek bu düşüncesini dile getirmiştir.

Atatürk düşünce ve vicdan hürriyetine büyük önem veren bir devlet adamı ve düşünürdür. Yaptığı bir konuşmasında ”Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.”   ”Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.”  ”Hürriyet, insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir.” diyerek düşünce ve vicdan hürriyetine verdiği önemi dile getirmiştir.

Atatürk bir konuşmasında ”Bu tarif, hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar, bu manada hürriyete, hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. Tabiatın kendisi dahi, mutlak hür değildir; kainatın kanunlarına tabidir. Bu sebeple, insan ilk önce, tabiat içinde, tabiatın kanunlarına, şartlarına, sebeplerine, amillerine bağlıdır. Mesela, dünyaya gelmek veya gelmemek insanın elinde olmamıştır ve değildir. İnsan dünyaya geldikten sonra da, daha ilk anda, tabiatın ve bir çok mahlukların zebunudur. Himaye edilmeye, beslenmeye, bakılmaya, büyütülmeye muhtaçtır.” diyerek hürriyetlerin doğal ve sosyal sınırlarının olduğunu belirtmiştir. Hiçbir hürriyetin sonsuz ve sınırsız olamayacağını ifade etmiştir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel