Atatürk ve Kadın Hakları Hakkında Bilgi

atatürk ve kadın hakları

Atatürk ve Kadın Hakları,
Atatürk ve Kadın Hakları Kısa Bilgi
Atatürk ve Kadın Hakları Hakkında Kısa Bilgi
Atatürk ve Kadın Hakları Kısaca,
Atatürk ve Kadın Hakları Hakkında Bilgi 5.Sınıf,
Atatürkün Kadınlar İle İlgili Sözleri,
Atatürkün Kadınlara verdiği Değer Hakkında Bilgi,
Atatürkün Kadınlara Verdiği Değeri Anlatan Sözleri,
Atatürk ve Kadın Hakları Hakkında Bilgi,
Atatürkün Türk Kadınlarına Verdiği Değer…

ATATÜRK VE KADIN HAKLARI

Atatürk’ün düşünceleri tutarlı bir bütün oluşturur. Atatürk’ün, kadının hakları ve toplumdaki yeri ile görüşleri bu bütünün önemli bir unsurudur. Atatürk hayatında başka hiçbir hizmet yapmamış olsaydı, sadece kadınları akla ve vicdana aykırı bir durumdan kurtarma yolundaki düşünceleri ve başarılarıyla, Türk tarihinde olduğu gibi, insanlık tarihinde de şerefli bir yerin sahibi olurdu.Kasım 1938’de, Atatürk’ün ölümü üzerine yayınladığı bildiride Hindistan Kadınlar Birliği, O’nu, “kadın haklarının tarihi boyunca gelmiş en büyük savunucularından biri” ilân

etmişti1. Bu değerlendirmenin ne kadar yerinde olduğunu anlamak için tarihe kısaca göz atmak ve Türkiye dışındaki islâm ülkelerinde hüküm süren durumla Türkiye’deki şartları karşılaştırmak yeterlidir.KADIN SORUNUNUN TARİHİNE KISA BİR BAKIŞKadını hor görüp aşağılayan görüşlerin kökleri tarihin derinliklerindedir. Birçok din yorumcuları, kadını, pek haksız şekilde, “acı­ların kaynağı”, “günahın sembolü”, “şeytanın aracı” gibi göstermeye çalışmışlardır. Budizmle ve Hıristiyanlıkla ilgili eski kaynaklarda, bugün bu dinlere bağlananların da ciddiye almadıkları böyle yersiz suçlamaların sayısız örneğine rastlanır2.İslâmiyetten önce, Arap toplumu, istenmeyen bir kız çocuğunun diri diri gömülebildiği, erkeğin dilediği sayıda evlenebildiği, kadının bir eşya parçası gibi alınıp satılabildiği bir toplumdu. Böyle bir toplumda, İslâmiyet daha önceki duruma göre kadınlar lehine çok büyük bir değişiklik getirmiş sayılabilir3. İslâmiyet, Arap toplumunda âdeta bir eşya statüsünde olan kadını bu durumdan kur­tarıp, belli hakları olan bir insan statüsüne kavuşturmuştur, denebilir.Ancak nasıl ki bugün insan aklının ve vicdanının asla kabul edemeyeceği bir durum olan kölelik, yüzyıllar boyunca, yalnız Arap toplumunda değil, eski Yunan ve Roma toplumlarının en demokratik çağlarında bile pek tabiî bir olay gibi görülmüşse ve büyük dinlerin hepsi bu kökleşmiş sosyal kurumu ortadan kaldırmayı başaramayarak, sadece kölelik statüsünü düzenlemek ve kölenin durumunu bir ölçüde iyileştirici hükümler getirmekle yetinmişlerse; kadın erkek eşitsizliği de Arap toplumunda öylesine kökleşmiş idi ki, bunu bir çırpıda ortadan kaldırmak kabil olmadı. Kaldı ki Müslümanlığın yayılması sırasında, bazan İslâmiyetin özüyle hiçbir ilgisi olmayan birtakım eski âdetler, kötü ve yanlış uygulamalar, eksik ve çarpık yorumlar etkili olmaya başladı. Böylece, zamanla, kadın hakları konusunda, İslâm’ın asıl ruhuna ve amacına uygun bir yönde olumlu gelişmeler görülecek yerde, tam aksine, kadını ikinci sınıf insan durumuna düşüren bir takım anlayış ve uygulamalar İslâm dünyasına gitgide egemen oldu. Din kuralları dar ve ters yönde yorumlandı. Kadınlar aleyhine yorumlar getirildi. Hukukî çözümler bir noktada donduruldu. Çağların değişmesine ve dünyadaki ilerlemelere ayak uydurulamadı. Kadının yeterince eğitilmemesi, peçe ve kafes ardına hapsedilmesi, sosyal hayatın dışına atılması, giderek toplumda geriletici etkiler yapmağa başladı.İslâmiyetten önceki eski Türk toplumlarında, kadın, erkekten farklı, ama ona eşit bir varlık olarak saygı görürdü. Aile tek evliliğe dayanırdı. Doğan çocuğun kız olması matem sebebi sayılmazdı. İstenmeyen kız çocuklarının öldürülmesi âdeti hiçbir Türk toplumunda görülmemişti. Çocuklar üzerinde baba kadar ananın da hakları olduğu kabul edilirdi. Mülkiyet bakımından da kadın eşit haklara sahipti. “Hakan”ın emirlerinde, eşinin, “Hatundun adına da yer verilirdi. Türk toplumu, kadınlar için, kapalı bir toplum değildi. 4Türk dünyasında sayısız hayır ve bilim kurumunun “Hatun”lar tarafından veya onlar adına kurulmuş olması, Anadolu’daki birçok Türk aşiretinde kaç-göçe ve çok evliliğe rastlanmaması gösteriyor ki, Türklerin eski gelenekleri, İslâmiyeti kabul etmelerinden sonra da canlılığını bir ölçüde sürdürmüştür. 5İstanbul alındıktan sonra, özellikle saray hayatı ile ilgili olarak, Bizans’ın bazı olumsuz etkileri görüldü. Arabistan ve Mısır’ın feth­inden sonra ise, Arap toplumunun kural ve geleneklerinin Osmanlı toplumu üzerindeki etkisi arttı. Buna, bazı din kurallarının hiçbir ilerlemeye imkân vermeyecek şekilde dar, yanlış ve donmuş yorumlara bağlanışı da eklenince, uygar dünyada görülen gelişmelerin tam aksine, kadının statüsü geriledikçe geriledi.O kadar ki, XIX. yüzyılda bile, İstanbul’da beyaz kadınların köle olarak eşya gibi alınıp satıldığı, çalışmaları resmî şekilde düzenlenmiş pazarlar vardı. Bu pazarlar ancak 1848’de, köleliği yasaklayan milletlerarası anlaşmaların kabulü üzerine kapatıldı. XIX. yüzyılda İstanbul’da, yalnız padişah sarayı değil, devlet ricalinin, şeyhül­islâmların, kadıaskerlerin konakları, satın alınmış veya eşya gibi hediye edilmiş düzineler, hatta yüzlerce kadınla dolu idi.6Köle olmayan, “hür” kadınların durumu da hiç parlak sayılmazdı. Çünkü onlar da ikinci sınıf insan muamelesi görüyordu.Erkeğin birden çok kadınla evlenebilmesi (poligami) ve dilediği zaman tek taraflı iradesi ile eşini boşayabilmesi; kadının kendi isteği dışında, temsil yoluyla evlendirilebilmesi; kız çocuğunun erkek çocuğa göre mirasta yarım hisse sahibi oluşu; mahkemede kadın şahidin ifadesinin, erkek şahidin verdiği ifadeye göre, yarı değerde sayılması; kız çocuklara ancak 7-8 yaşlarına kadar dua öğrenmek için okula gitme izni verilmesi ve daha ileri yaşlarda eğitim hakkından yoksun bırakılmaları; ancak bir avuç ayrıcalıklı kadının özel öğretmenlerle eğitim görebilmeleri; mesleklerin genellikle kadınlara ka­palı oluşu ve benzeri eşitsizliklerin bir kısmı, XX. yüzyıla kadar sürüp geldi.KADIN SORUNUNDA TANZİMAT SONRASI AYDINLARININ TEPKİLERİ, CILIZ DÜZELTME TEDBİRLERİGitgide güçlenen Avrupa karşısında İslâm dünyası geriliyor, birçok İslâm ülkesi batı sömürgeciliğinin pençesine düşüyordu. Osmanlı aydınları bu geri kalışın sebepleri üzerinde düşünmeye başlamışlardı. Buldukları sebeplerden biri de, nüfusun yarısını oluşturan ve çocuğun yetişmesinde çok etkili olan kadının eğitimden ve özgürlükten yoksun oluşu idi.Tanınmış yazarlar, şairler, romancılar, kadının ezilmesine, horlanıp aşağılanmasına karşı mücadele açtılar. 7Şinasi, “Şair Evlenmesi”nde, görücü usulü ile evlenmenin zararlarına dikkati çekti.Namık Kemal, “İbret” ve “Tasvir-i Efkâr” gazetelerinde kadın haklarını savunan ateşli makaleler yazdı. Roman ve piyeslerinde kadının dramını ortaya koydu. Ahmet Mithat, çok kadınla evlenmeyi eleştirdi ve bu yüzden saldırılara uğradı.Tevfik Fikret, “Elbet sefil olursa kadın alçalır beşer” diyerek sesini yükseltti. Abdülhak Hami t, “Bir milletin kadınları o milletin ilerleme derecesinin ölçüsüdür” diye yazdı. Hüseyin Rahmi (Gürpınar) eserlerinde kadın-erkek eşitsizliğini işledi.Halide Edip, daha 1909 da, İkinci Meşrutiyetin getirdiği özgürlük ortamından yararlanarak, “Kadınların Yükselmesi (Taali-i Nisvan) Derneği”ni kurmuştu8. Yabancı okullarda eğitim görme imkânı bulmuş çok az sayıdaki Türk kadınlarından biri olan Halide Edip, Tanin gazetesinde, bütün Türk kızlarının eğitime kavuşturulması için güçlü ve etkileyici makaleler yazdı. Romanlarında kadın-erkek eşitsizliğinin zararlı sonuçlarını, horlanan kadının acılarını ustalıkla işledi 9.Ziya Gökalp, kadın hakları konusuna hem bilim adamı, hem sanatçı gözüyle eğildi. “Türk Medeniyeti Tarihi” adlı eserinde eski Türklerde kadının durumunu aydınlığa kavuşturdu. “Türkçülüğün Esasları”nda. geleceğin Türk kadını ile ilgili düşüncelerini açıkladı. Somut öneriler getiren bir düşünür olarak kadın davasına büyük hizmetler yaptı. Şiir şeklinde yayınladığı öğretici yazılarında, kadının değerini ve bu konuda tutulması gerekli yolu anlattı.“Bu mahlûklar nasıl hakir olur şer’in* gözünde?Bir yanlışlık var mutlaka müfessirin* sözünde”10 beytiyle din kurallarının dar ve yanlış yorumlanmasına karşı çıktı.Yeni Hayat dergisinde yayınlanan “Kadın” adlı şiirinde:“Millet yalnız yapılamaz, bunu ancak birlikteKadın erkek, iki vicdan birleşerek yapacak”diyerek kadının millî toplum içindeki rolünü belirtti.“Bir kız irste yarım erkek, izdivaçta dörtte birBulundukça ne aile, ne memleket yükselir”dizeleriyle mirasta kız çocuklarının yarım hisse almasına, erkeğin dört kadınla evlenebilmesine karşı çıkan Ziya Gökalp :“Kadın yükselmezse alçalır vatan”dizesinde aynı düşünceyi tekrarladı. Başka şiirlerinde de “nikâhta, boşanmada, mirasta” kadınlar için eşitlik istedi.“Bunlar da olmasa, kadın insandır,Kadının en büyük hakkı irfandır” diyerek kızların eğitim hakkını savundu11.İstanbul’un işgalinden sonra İngilizler tarafından tutuklanıp Malta^ya sürgüne gönderilen Ziya Gökalp, oradan kızına yazdığı mektuplarda da şunları söylüyordu:“Yeni Hayat ne zaman başlayacak? Ne zaman ki, kadınlar da erkekler kadar tahsil görerek, cemiyetin idaresindeki rollerini icraya başlarsa…”“Aile millî cemiyetin temelidir. Aileyi kadın yapar. O halde millet de kadının bir eseri demektir… Bizde kadınlar iyi tahsil görmedikleri için aile yükselemiyor. Aile yükselmeyince, millet de geri kalıyor. O halde, ilerleme­nin baş şartı kadın terbiyesidir. Kızların iyi yetiştirilmesidir 12”.1912’de “içtihat” dergisinde yayınlanan “Pek Uyanık Bir Uyku” başlıklı bir makale, çağdaşlaşma yanlısı bazı yazarların ne kadar ileri istekler öne sürdüklerini gösterir. Bir yazarın rüyası olarak yayınlanan bu son derece ilginç istekler arasında, kadınlarla ilgili önemli maddeler de vardı:a) Padişahın tek eşi olacak, emrinde cariye bulundurmayacaktı.b) Kızlar için okullar, bu arada bir tıp okulu açılacaktı.c) Kaç-göç kalkacak, görücülük yoluyla evlenme sona erecek,
herkes eşini görerek seçebilecekti.d) Kadınlar, israftan kaçınmak şartıyla, diledikleri şekilde giyine­
bilecekler, softalar veya sokak külhanbeyleri kadınların giyimlerine
karışamayacaktı. Şeyhülislâmlık makamı, kadın çarşaflarının uzunluğu
veya peçelerin kalınlığı gibi konularda bildiriler yayınlamaktan
vaz geçecekti.e) Kadınlar “vatanın en büyük velinimeti” sayılarak kendilerine
erkekler tarafından saygı gösterilecekti.f) Avrupa Medenî Kanunu kabul edilecek, birden fazla kadınla
evlenme ve bir sözle karısını boşama usulleri kalkacaktı13”.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel