Amel Kısaca Nedir?

Sözlükte “iş, çaba, fiil, çalışma” gibi mânalara gelen amel (bk. Lisânüi-‘Arab, ‘‘‘amer md.l, “canlı varlığın gayeli ola­rak yaptığı iş” diye de tarif edilmiştir. Buna göre amel fiil kelimesinden da­ha özel bir mâna ifade eder. Çünkü fiil, bilgisiz ve gayesiz olarak yapılan işleri de kapsamaktadır (bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “‘amel”, “fi’l” md.leri). Ayrıca dinî literatürde amel kelimesi giderek “emir, tavsiye veya yasaklara konu olan, sonunda ceza veya mükâfat bulunan tu­tum ve davranış” anlamını kazanmış ve böylece insanın her türlü işleri için kul­lanılan fiil kelimesine göre daha dar kapsamlı bir terim halini almıştır. Öte yandan amel, aslında söz ve inanmayı da içine alır. Nitekim pek çok âyet ve ha­diste amel terimi genellikle sözlü dav­ranışları da kapsayacak şekilde kullanıl­mıştır. Ayrıca gerek bazı hadislerde (bk. Buhârî, “Tevhîd”, 47; Dârimî, “Rikâk”, 28), gerekse başta tasavvuf! literatür olmak üzere diğer İslâmî kaynaklarda iman “kalbin ameli” sayılmıştır. Bununla bir­likte amel kelimesinin iman ve söz dı­şında kalan tutum ve davranışlar için kullanımı daha yaygındır. Kur’ân-ı Ke- rîm’de de bu ayırımın yapıldığı, meselâ bir âyette sözler (el-kelim) ve amelin (bk. Fâtır 35/10), bir âyette söz (el-kavi) ve amelin (bk. Fussılet 41/33), birçok âyet­te de iman ve amelin yan yana kullanıldığı görülmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre Allah yeri ve gökleri, dünya nimetlerini, hayatı ve ölü­mü, hangilerinin daha güzel amel ede­cekleri hususunda insanları denemek için yaratmış (Hûd 11/7; el-Kehf 18/7; el-Mülk 67/2), yine aynı maksatla insan­ları yeryüzünün halifesi kılmıştır (Yûnus 10/14). Allah’ın şahit olmadığı hiçbir amel yoktur (Yûnus 10/61). 0, ileride dünyada iken kimlerin daha güzel amel ettiğini ortaya çıkaracak ve hiçbir hak­sızlığa meydan vermeksizin herkesi ame­line göre yargılayacaktır (et-Tevbe 9/94, 105; Yâsîn 36/54); zerre kadar iyi ameli olan da zerre kadar kötü ameli olan da karşılığını görecektir (ez-Zilzâl 99/7-8). Bununla birlikte kötü ameli olanlar yallnızca kötülüklerinin dengiyle cezalandı­rılırken iyi amel işleyenler fazlasıyla mü- kâfatlandırılacaktır (en-Nûr 24/38; Se- be’ 34/37-38; el-Mü’min 40/40; el-Ahkâf 46/16). Kur’ân-ı Kerîm’de içki, kumar, falcılık, haksız yere adam öldürme gibi büyük günahlar “şeytanın ameli” şek­linde nitelendirilmiş (el-Mâide 5/90; el- Kasas 28/15), kâfirlerin amelleri ıssız çöllerdeki seraba ve derin denizdeki ka­ranlığa benzetilmiştir (en-Nûr 24/39, 40). Allah bilgisizce kötü amel işleyip de ar­dından tövbe edeni bağışlar; buna kar­şılık kötü amellerini hayatının sonuna kadar sürdüren, sonra ölüm gelip ça­tınca tövbe etmek isteyen kimsenin bu tövbesini kabul etmez (en-Nisâ 4/17-18).

Sâlih ameller dinin yapılmasını emir veya tavsiye ettiği, iyi, doğru, faydalı ve sevap kazanmaya vesile olan işler; gayr-i sâlih ameller ise yapılması yasaklanan veya hoş karşılanmayan kötü, yanlış, za­rarlı ve günaha yol açan amellerdir. Fı­kıh kitaplarında sâlih ameller genellik­le farz, vâcip, sünnet, müstahap veya mendup; gayr-i sâlih ameller de haram, mekruh ve müfsid şeklinde bölümle­re ayrılır. Mubahlar, aslında yukarıdaki olumlu veya olumsuz değerlerden birini taşımayan ve dinin yapılması ya da ter- kedilmesi yönünde bir hüküm koymadı­ğı amellerdir. Bununla birlikte mubahla­rın işlenmesinde güdülen maksat ve ni­yet bu işleri sâlih veya gayr-i sâlih amel durumuna sokabilir. Bu yüzden özellik­le ahlâkçılar, “Mânâsız işleri terketmek kişinin müslümanlığının güzelliğini gös­terir” (Tirmizî, “Zühd”, 11; İbn Mâce, “Fi- ten”, 12) anlamındaki hadisi de dikkate alarak, mubahları dinin iyi ve doğru bul­duğu gayelerle yapmanın önemi üzerin­de durmuşlar, iyi niyetten yoksun ola­rak mubahlara dalmayı dinî ve ahlâkî hayat için tehlikeli görmüşlerdir.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel Genel